Değerler Eğitimi Hikayeleri

Rüzgârın Bıraktığı Mavi Tohum

Yamaçların arasında kurulmuş Ihlamurca köyünde Mina adında meraklı bir kız yaşardı. Mina, her sabah evlerinin önündeki saksıları sulamaktan, komşularının kapısına bırakılmış paketleri sahiplerine ulaştırmaktan hoşlanırdı. Fakat o yaz gökyüzü uzun süre tek bir damla yağmur göndermemişti. Köyün ortasındaki çeşme de susmuş, kovaların dibi görünmeye başlamıştı. Herkes suyu dikkatle kullanıyor, yine de çeşmenin başında bekleyen insanların sayısı her geçen gün artıyordu.

Bir sabah Mina, değirmenin arkasındaki taşlı yolda parıldayan bir şey gördü. Eğilip baktığında avucunda mavi bir tohum vardı. Tohum, sanki içinden incecik bir ışık geçiyormuş gibi parlıyordu. Yanında da kuru bir yaprağa yazılmış şu cümle duruyordu: “Beni aceleyle değil, iyilikle büyüt.”

Mina tohumu evine götürdü. Onu hemen toprağa dikmek istedi, ancak ninesinin sözünü hatırladı: “Bazı güzel şeyler, ilgi kadar sabır da ister.” Bunun üzerine bahçenin en aydınlık köşesini seçti. Bir avuç toprak koydu, tohumu yerleştirdi ve yalnızca bir kaşık su döktü. Sonra başında bekleyip durmak yerine günlük işlerine döndü.

Ertesi gün tohumdan minicik bir filiz çıkmıştı. Filizin ucunda üç gümüş renkli yaprak vardı. Mina sevinçle eğildiğinde yapraklardan biri fısıldadı: “Büyümek için tek başıma yeterli değilim.” Mina şaşırdı. Filizin ne istediğini anlamak için bütün gün düşündü. Sonunda bunun daha çok su anlamına geldiğine karar verdi. Fakat köyde su zaten azdı. Kendi payını artırmak kolaydı, ama çeşme başında bekleyen çocukları ve yaşlıları düşününce vazgeçti.

Mina, komşularına gidip durumu anlattı. “Bu filizin neye ihtiyacı olduğunu bilmiyorum,” dedi dürüstçe. “Belki hepimiz birer damla su ve birer güzel davranış paylaşabiliriz.” Kimi ona bir kap su verdi, kimi bahçesindeki kuru otları temizledi. Fırıncı Halis Usta, herkes için küçük ekmekler hazırladı. Çoban Nuri, uzaktaki kuyudan getirdiği suyu önce susayanlara dağıttı. Mina da elindeki suyu saklamak yerine filizin yanına gelen herkese birer damla verdi.

Üçüncü gün filiz büyümedi. Bazıları sabırsızlanıp, “Demek ki bu yalnızca parlak bir tohum,” dedi. Mina’nın aklına onu söküp başka yere dikmek geldi. Tam o sırada yapraklardan biri yeniden fısıldadı: “İyilik, karşılığını hemen göstermez.” Mina derin bir nefes aldı. Filizi olduğu yerde bıraktı. Her sabah toprağı kontrol etti, çevresindeki taşları temizledi ve köylülerin yaptığı iyilikleri bir deftere yazdı. Böylece herkes, kendi katkısının başkalarının katkısıyla birleştiğini görebildi.

Yedinci sabah mavi tohum birdenbire ince bir gövdeye dönüştü. Gövdenin tepesinde, çiçek yerine küçük bir su kabı açıldı. Kabın içindeki berrak damla havaya yükseldi, sonra köy çeşmesinin taşlarına doğru süzüldü. Damla taşa değer değmez çeşmeden gürül gürül su akmaya başladı. Köylüler sevinçle bağırdı. Mina ise hemen kovasını doldurmak yerine yaşlıların ve çocukların öne geçmesini sağladı.

O gün herkes, suyun yalnızca toprağın altından değil, insanların birbirine gösterdiği özenin içinden de aktığını anladı. Çeşmenin yanına bir tahta levha astılar: “Paylaşılan iyilik, çoğalarak geri döner.” Mavi bitki ise her bahar yeni bir tohum verirdi. Köylüler bu tohumları saklamak yerine farklı yerlere ekerdi. Çünkü Mina onlara şunu öğretmişti: Bir güzelliği yalnızca kendine ayırırsan küçülür; sabırla ve dürüstçe paylaşırsan kocaman bir umuda dönüşür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu