La Fontaine Masalları

Kargaçayır’da Alkışsız Kazanan

Kargaçayır’ın ortasında, yaz yağmurlarından sonra parlayan geniş bir gölet vardı. Göletin kıyısında yaşayan hayvanlar, her yıl ilkbaharın son günü İyilik Şenliği düzenlerdi. Bu şenlikte herkes yaptığı en güzel yardımı anlatır, sonra da çayırın yaşlı baykuşu en değerli davranışı seçerdi.

O yıl şenliğin haberi duyulur duyulmaz, gösterişli tüyleriyle tanınan saksağan Pırıltı ortaya çıktı. Kuyruğuna renkli kurdeleler bağlamış, parlak taşlardan bir taç takmıştı. “Bu yıl ödül kesinlikle benim,” diye övündü. “Çünkü iyilik yalnızca yapılmaz, herkesin görebileceği şekilde sergilenir.”

Yakındaki çalılığın altında yaşayan kirpi Pıtır ise sessizce dinledi. Onun ne parlak tüyleri ne de gösterişli bir tacı vardı. Ancak sabahları yuvasının önündeki dikenleri temizler, yaşlı kaplumbağa Tospik’in ağır sepetini taşır, susayan böceklere yapraklardan küçük su kapları hazırlardı.

Pırıltı, Pıtır’ın yanına sokulup gülümsedi. “Sen şenliğe ne sunacaksın?” diye sordu. “Belki dikenlerinden güzel bir süs yaparsın. Gerçi kimse onları fark etmez.”

Pıtır kırılmadı. “Benim sunacağım özel bir şey yok,” dedi. “Gerekince yardım ederim, hepsi bu.”

Şenlik günü Kargaçayır rengârenk bayraklarla süslendi. Tavşanlar havuçtan kuleler yaptı, kurbağalar sazlıklarda neşeli türküler söyledi. Pırıltı ise göletin kenarına büyük bir sahne kurdurdu. Önce kurdelelerini havada döndürdü, sonra tacındaki taşları güneşe tutarak öyle parlattı ki herkes gözlerini kısmak zorunda kaldı.

“Ben,” diye başladı saksağan, “geçen ay kendi yansımama güzel sözler söyleyerek çayırdaki bütün hayvanlara neşeyi öğrettim. Ayrıca üç kez yüksek sesle gülüp şenliğe canlılık kattım.”

Hayvanlar birbirlerine baktı. Pırıltı gerçekten gösterişliydi ama anlattığı iyiliklerin çoğu kendisiyle ilgiliydi. Yine de alkış bekleyerek kanatlarını iki yana açtı. Birkaç serçe çekingen biçimde gagalarını birbirine vurdu.

Tam o sırada gökyüzü karardı. Uzak tepelerden gelen sert rüzgâr, şenlik bayraklarını söktü. Renkli bezler dallara takıldı, kurbağaların sazlık sepeti gölete sürüklendi. En kötüsü, Tospik’in içinde yiyecek bulunan sepeti eğimli kıyıdan aşağı kayarak suya doğru ilerlemeye başladı.

Hayvanlar telaşlandı. Tavşanlar sepetin peşinden koştu ama kaygan çamurda duramadı. Pırıltı da kanat çırparak sepeti yakalamaya çalıştı; fakat kuyruğundaki kurdeleler dallara dolandı. “Biri yardım etsin!” diye bağırdı.

Pıtır hemen harekete geçti. Önce dikenleriyle yere tutunarak çamurlu kıyıya indi. Sonra yanındaki uzun sarmaşıkları dişleriyle koparıp sepetin kulpuna bağladı. “Hepiniz birlikte çekin!” diye seslendi. Tavşanlar, kunduzlar ve serçeler sarmaşıkları kavradı. Pıtır da bütün gücüyle geriye doğru yürüdü.

Sepet tam gölete düşecekken kıyıya çekildi. Tospik’in yiyecekleri kurtuldu. Fakat Pıtır’ın dikenlerine çamur bulaşmış, küçük patileri yorulmuştu. O, dinlenmek yerine gölete sürüklenen sazlık sepetini de çıkardı ve ıslak bayrakları dallardan ayırdı.

Pırıltı, kurdelelerini çözerken uzun süre sustu. Sonra başındaki taşlı tacı çıkardı. “Ben iyiliği alkış almak için yapmaya çalıştım,” dedi. “Sen ise kimse bakmazken yardım ettin. Sanırım gerçek iyilik, gösteriye ihtiyaç duymaz.”

Yaşlı baykuş kanatlarını açtı ve şenliğin kararını açıkladı: “Bugünün en değerli davranışı, zor anlarda herkesin güvenebileceği bir dost olmaktır.” Ödül olarak Pıtır’a altın bir madalya vermek istedi. Pıtır madalyayı kabul etti, ama onu tek başına taşımadı. Madalyayı şenlik meydanına astı ve üzerine şu sözleri yazdı: “İyilik, alkış gelmeden de iyiliktir.”

O günden sonra Pırıltı, her sabah bir hayvana yardım etmeye başladı. Yardım ettiğinde de bunu duyurmak için değil, gerçekten gerektiği için yaptı. Kargaçayır’da herkes şunu öğrendi: Parlak tüyler gözleri kamaştırabilir; fakat güvenilir bir kalp, karanlıkta bile yol gösterir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu