Masal Örnekleri

Çatıdaki Portakal Ağacının Sırrı

Güneşin her sabah kiremitlere altın benekler serptiği Ilgıntepe kasabasında, herkesin merak ettiği bir ev vardı. Evin çatısında, mevsim kış olsa bile yapraklarını dökmeyen küçük bir portakal ağacı yetişiyordu. Ağacın dallarında yalnızca üç meyve bulunur, bu meyveler de ay ışığı değdiğinde usulca parıldardı. Kasabalılar ona Çatı Bahçesi der, fakat ağacın neden orada büyüdüğünü kimse bilmezdi.

On bir yaşındaki İpek, bu sırrı öğrenmeye kararlıydı. İpek, eski eşyaları onarmayı ve çevresindeki küçük ayrıntıları fark etmeyi severdi. Bir sabah, çatının kenarındaki yağmur oluğunda gümüş renkli bir yaprak buldu. Yaprağın üzerinde, incecik çizgilerle bir cümle yazılıydı: “Beni tek başına arama; eksik olanı birlikte tamamla.”

İpek önce cümleyi anlamadı. Sonra kasabadaki insanları düşünmeye başladı. Fırıncı Rıza Usta’nın tarçın kokulu ekmekleri, çömlekçi Belgin’in sabırla şekillendirdiği kapları, marangoz Cem’in pürüzsüz tahta oyuncakları ve ninesi Münevver’in eski şarkıları aklına geldi. Belki de yaprağın sözleri, ağacın sırrının bir kişide değil, herkesin bildiği küçük bir parçada saklandığını anlatıyordu.

İpek, önce Rıza Usta’ya gitti. Usta, ağacın ilk meyvesini yıllar önce bir kış sabahı gördüğünü söyledi. O gün, çatının altındaki boş odada kalan yolculara sıcak ekmek dağıtmıştı. “Portakal ağacı, paylaşılmış ekmeğin ardından büyüdü,” dedi. Fakat bu, sırrın yalnızca bir parçasıydı.

Belgin, ikinci meyvenin ortaya çıktığı gün kasabanın çocukları için küçük kaplar yaptığını hatırladı. Her çocuk kendi kabına bir dilek yazmış, dilekler rüzgârla birlikte ağacın dallarına taşınmıştı. Cem ise üçüncü meyvenin ilk kez, eski çatıyı onarmak için herkes el ele verdiğinde parladığını anlattı. Münevver Nine de ağacın yapraklarının, söylenen güzel sözleri sevdiğini ekledi.

İpek, duyduklarını bir deftere yazdı. Fakat üç parçayı birleştirince bile ağacın sırrı tamamlanmıyordu. O gece ay yükseldiğinde çatıya çıktı. Üç portakalın arasında boş kalan bir dal gördü. Dalın ucunda küçücük bir tomurcuk vardı ama açılmaya gücü yetmiyordu. İpek, gümüş yaprağı tomurcuğun yanına bıraktı ve kasabalıları çağırdı.

Ertesi sabah herkes çatıya çıktı. Rıza Usta bir sepet sıcak ekmek, Belgin renkli kaplar, Cem sağlam tahtalar getirdi. Çocuklar iyi dileklerini kâğıtlara yazdı. Münevver Nine ise yıllardır kimseye söylemediği neşeli bir ezgiyi söylemeye başladı. Şarkı yükseldikçe tomurcuk titredi. Fakat hâlâ açılmıyordu.

İpek, o anda yaprağın cümlesini yeniden düşündü. Eksik olan şey, herkesin yaptığı güzel işlerin kendisi değil, bunların birlikte anılmasıydı. Kasabalılardan birbirlerine teşekkür etmelerini istedi. Rıza Usta Belgin’in kaplarını, Belgin Cem’in onardığı merdiveni, Cem de çocukların dileklerini övdü. Çocuklar büyüklerin sabrını, büyükler de çocukların merakını kutladı.

Son teşekkür söylendiğinde tomurcuk bir ışık gibi açıldı. İçinden tek bir çiçek değil, rengârenk küçük çiçeklerden oluşan bir salkım çıktı. O günden sonra ağaç her ay yeni bir meyve vermeye başladı. Kasabalılar meyveleri tek başına yemez, her birini dilimleyip komşularıyla paylaşırdı.

İpek, gümüş yaprağı kasabanın meydanındaki ortak deftere yapıştırdı. Altına şu cümleyi yazdı: “En güzel masal örnekleri, bir kişinin bulduğu sırrı değil, herkesin birlikte büyüttüğü iyiliği anlatır.” Çatı Bahçesi’nin sırrı böylece saklanmadı; paylaşılmış ekmekte, söylenmiş güzel sözde ve birbirine uzanan ellerde yaşamaya devam etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu