Masallari oku

Çınarların Unuttuğu Küçük Çan

Uzak bir vadinin kıyısında, evlerin pencerelerine mavi sardunyalar asılmış Neşevan adında bir kasaba vardı. Bu kasabada herkes işini çok iyi yapar, ekmeğini tam kıvamında pişirir, saatini dakik şaşmadan kurardı. Yine de son zamanlarda garip bir şey olmuştu: İnsanlar birbirlerine selam vermeyi, hâl hatır sormayı ve durup gökyüzüne bakmayı unutuyordu. Fırıncı sabahları ekmekleri sıraya dizerken kimseye gülümsemiyor, bahçıvan çiçekleri sularken çiçeklerin kokusunu fark etmiyordu.

Kasabanın kenarında yaşayan Nora ise her şeyi fark eden bir çocuktu. Bir karıncanın taşıdığı ekmek kırıntısını, yağmurdan sonra taşların üzerindeki ışıltıyı, yaşlı söğüdün dallarında uyuklayan serçeleri görürdü. Bir öğleden sonra Nora, çamaşır ipine asılmış gömlekleri toplarken rüzgârın içinden incecik bir ses duydu. Ses, uzaktaki çınar korusundan geliyordu. Çınların yaprakları arasında, “Beni duyan biri var mı?” diyen küçük bir çan tınladı.

Nora sesin peşinden yürüdü. Koruya vardığında yerde yuvarlak, bakır renkli bir çan buldu. Çanın üzerinde hiçbir süs yoktu; yalnızca sapında minicik bir yazı parlıyordu: “Bir kez çal, unutulanı hatırla.” Nora çanı kaldırıp hafifçe salladı. Tınnn! Ses, dalların arasından geçip kasabanın bütün sokaklarına yayıldı. O anda fırıncı, çocukken annesiyle hamur yoğururken söylediği şarkıyı hatırladı. Bahçıvan, yıllar önce diktiği ilk papatyanın adını anımsadı. Fakat kimse bunun neden olduğunu anlayamadı.

Ertesi gün kasabada herkes yine acele etmeye başladı. Nora çanı yanında taşıyıp pazar yerine gitti. Önce bakkal Sarp’ın önünde durdu ve çanı çaldı. Sarp, dükkânının kapısında bekleyen yaşlı komşusunu fark etti. Ona bir sandalye verdi ve “Günün nasıl geçiyor?” diye sordu. Sonra Nora, terzi Belgin’in dükkânına uğradı. Çan bir kez daha ses verdi. Belgin, uzun zamandır görmediği kız kardeşine mektup yazmayı düşündü.

Ancak çan her çaldığında yalnızca güzel anılar değil, tamamlanmamış küçük iyilikler de ortaya çıkıyordu. Bir çocuk, arkadaşından aldığı kitabı geri vermediğini hatırladı. Bir başka çocuk, kardeşinin yaptığı kuleyi yanlışlıkla devirmiş ama özür dilememişti. Kasabanın meydanındaki saatçi Ural ise yıllardır komşularının kırılan saatlerini tamir ediyor, fakat kimsenin teşekkür beklemediğini sanarak yaptığı iyiliklerden hiç söz etmiyordu. Nora onun dükkânına girince çan sessiz kaldı. Çünkü Ural’ın hatırlaması gereken şey, başkalarının değil, kendi kalbinin sesiydi.

Nora, “Belki çan herkesi tek başına değiştiremez,” diye düşündü. “Belki ona eşlik edecek bir şey gerekir.” Kasabanın meydanına çıktı ve yüksekçe bir basamağın üzerine oturdu. Çanı havaya kaldırmak yerine avuçlarının arasında tuttu. Sonra kendi unutkanlığını anlattı: Geçen hafta annesinin yaptığı resmi beğendiğini söylemeyi unuttuğunu, komşuları Münevver Nine’nin bahçesine su taşımaya söz verip bunu ertelediğini söyledi. Ardından annesine teşekkür etti ve Münevver Nine’nin kapısını çalıp kovalarını doldurdu.

Nora’nın dürüstlüğünü gören kasabalılar birer birer meydana geldi. Fırıncı, her sabah sıcak çöreklerden birini yalnız yaşayanlara ayıracağını söyledi. Bahçıvan, çocuklara tohum ekmeyi öğreteceğine söz verdi. Sarp, dükkânının önüne küçük bir “Güzel sözler köşesi” koydu. Saatçi Ural ise eski saatleri onarmanın yanında, her gün bir kişiye zaman ayırmaya karar verdi. O anda bakır çan, Nora’nın elinde kendiliğinden çınladı. Bu kez sesi daha aydınlık, daha neşeliydi.

O günden sonra Neşevan’da kimse sürekli acele etmedi. İnsanlar birbirlerine selam vermek için birkaç nefeslik zaman buldu; çocuklar oyun oynarken gökyüzündeki bulutlara isimler koydu. Nora, çanı çınar korusundaki bir dala astı. Çan artık yalnızca biri unutunca değil, biri hatırlayınca da çalıyordu. Kasabalılar bunun sırrını şöyle öğrendi: En değerli sihir, geçmişi anımsamak değil, hatırladığını güzel bir davranışa dönüştürmekti.

Yıllar sonra Neşevan’a gelen herkes, çınarların arasından yükselen o tatlı sesi duydu. Ses, her dinleyene aynı şeyi fısıldıyordu: Bir gülümseme, küçük bir teşekkür ya da uzatılan bir el, koca bir günü değiştirebilir. Nora ise her çınlamada başını kaldırıp gülümsüyor, kalbinin unutmadığı iyilikleri sessizce çoğaltıyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu