Köpük Kovanın Şarkısı

Minik Lale, sarı papatyalarla dolu küçük bir evin yanında yaşardı. Sabahları gözlerini açınca önce pencereden dışarı bakar, sonra pembe terliklerini giyerdi. O sabah bahçede yuvarlak, beyaz bir kova gördü. Kovanın üzerinde mavi bir kulp, içinde de minicik köpükler vardı.
Lale kovaya eğilip baktı. Köpükler pırıl pırıl parlıyor, biri büyüyüp biri küçülüyordu. Lale parmağını uzatınca köpüklerden tatlı bir ses çıktı: “Pıt pıt, günaydın!”
Lale şaşırdı ama korkmadı. “Günaydın, köpük kova,” dedi. Kova bir kez daha ses verdi: “Pıt pıt!” Sonra hafifçe hopladı ve bahçenin kapısına doğru yuvarlandı.
Lale kovanın peşinden gitti. Kapının önünde komşuları Bay Badem duruyordu. Bay Badem’in elinde üç büyük elma vardı. Elmalar yere yuvarlanmış, biri çitin altına kaçmıştı. Lale hemen kovayı eline aldı. Köpük kova, çitin altına uzanan küçük bir köpük çıkardı. Köpük elmayı usulca dışarı itti.
Bay Badem gülümsedi. “Teşekkür ederim, Lale. Bu kovayla çok güzel yardım ettin.” Lale elmayı sepete koydu. Kova da sevinçle “Pıt pıt, pıt pıt!” diye öttü.
Biraz ileride, küçük ördek Pırpır su kabının yanında bekliyordu. Kabın içindeki su bitmişti. Güneş sıcak, taşlar sıcacıktı. Lale kovayı çeşmeye götürdü. Kova, su dolunca ağırlaşmadı; tam tersine, hafif bir balon gibi havaya yükseldi. Lale kulpundan tuttu ve ördeğin kabına kadar yürüdü.
Pırpır suyu görünce kanatlarını çırptı. “Vak vak! Ne güzel!” dedi. Kova, suyu kaba dökerken gümüş gibi parlayan köpükler çıkardı. Pırpır su içti, sonra Lale’nin etrafında iki küçük tur attı.
O sırada çimenlerin arasından ince bir ağlama sesi duyuldu. Minik salyangoz Sisi, büyük bir yaprağın altında kalmıştı. Yaprak ağır değildi ama Sisi’nin boyu pek kısaydı. Lale yaprağı kaldırmak istedi. Rüzgâr yaprağı tekrar yere indiriyordu.
Köpük kova bu kez yumuşacık bir köpükten yuvarlak bir yastık yaptı. Yaprak yastığın üzerine kondu ve yukarıda kaldı. Sisi yavaşça dışarı çıktı. “Teşekkür ederim,” dedi. “Bugün yoluma devam edebilirim.”
Lale, Sisi’ye el salladı. Kova da neşeli bir ezgi söyledi: “Pıt pıt, hop hop, yardım edince kalp çok mutlu olur.” Lale ezgiyi hemen öğrendi ve kovanın sesine katıldı.
Öğleye doğru bahçedeki herkes Lale’nin yanında toplandı. Bay Badem elmalarını getirdi. Pırpır birkaç tüyünü kabartıp dans etti. Sisi de yavaş yavaş çiçek tarhının kenarına geldi. Hepsi köpük kovayı dinlemek istedi.
Fakat kova birden sustu. Ne “pıt pıt” dedi ne de hopladı. Lale kovayı salladı, kulpuna baktı, içine üfledi. Yine de hiç ses çıkmadı. Lale biraz düşündü. Sonra kovaya elma koydu, Pırpır’a su verdi, Sisi’nin yanına oturdu. Herkes birbirine yardım etmeye başlayınca kova yeniden parladı.
Bu kez sesi daha da güzeldi: “Pıt pıt, şıp şıp, gülümse, paylaş, birlikte yaşa!” Bahçedeki herkes bu şarkıyı söyledi. Bay Badem elmalarını böldü. Pırpır suyunu paylaştı. Sisi, Lale’ye en güzel çiçeğin yanındaki yolu gösterdi.
Akşam gökyüzü turuncuya dönünce Lale kovayı bahçenin ortasına bıraktı. Kova, ay ışığının altında küçük bir nota gibi parladı. Lale onu eve götürmek istedi ama kova yavaşça çeşmenin yanına yuvarlandı. Sanki ertesi gün başka birine yardım etmeyi bekliyordu.
Lale kovaya sarıldı. “Yarın yine buluşuruz,” dedi. Kova son kez “Pıt pıt!” diye seslendi. Lale pembe terliklerini çıkarıp yatağına uzandı. O gece rüyasında bütün bahçenin aynı şarkıyla gülümsediğini gördü. Sabah olduğunda ilk duyduğu ses yine çok tanıdıktı: “Pıt pıt, günaydın!”




