Yedi Taşın Sakladığı Neşe

Çiçekliova’da herkesin sevdiği küçük bir meydan vardı. Meydanın ortasında, yan yana dizilmiş yedi yuvarlak taş dururdu. Bu taşlar sıradan taşlara benzemezdi. Her sabah güneş doğarken içlerinden incecik bir melodi yükselir, kuşlar bu ezgiye eşlik ederdi. Kimi gün taşlar şıpır şıpır dere sesi çıkarır, kimi gün de neşeli bir ıslıkla çocukları oyuna çağırırdı.
Altı yaşındaki Beren, meydandaki taşları görmeden güne başlayamazdı. Kahvaltıdan sonra annesiyle vedalaşır, mor çantasını sırtına takıp taşların yanına koşardı. Fakat bir pazartesi sabahı meydan alışılmadık kadar sessizdi. Yedi taş, sanki bütün gece susmayı öğrenmiş gibi kıpırdamadan duruyordu.
Beren önce kulağını taşa yaklaştırdı. Hiçbir şey duymadı. Sonra bir taşın üzerine minik parmağıyla tık tık vurdu. Taş, yalnızca yumuşacık bir iç çekişle cevap verdi.
“Ne oldu size?” diye sordu Beren.
En büyük taşın üzerinde küçük bir ışık belirdi. Işık, havada kıvrılarak bir cümleye dönüştü: “Neşemiz kaybolmadı, saklandı.”
Beren şaşırdı. “Neşeyi kim sakladı?”
Bu kez taşların hepsi birlikte parladı. Meydanın kenarında duran eski çeşmenin arkasından, avuç içi kadar beyaz bir kâğıt süzüldü. Kâğıtta yedi küçük şekil vardı: bir gülümseme, bir şarkı, bir yardım eli, bir merak, bir sabır, bir teşekkür ve bir paylaşma.
Çeşmenin başında yaşayan bilge kaplumbağa Tospik, ağır ağır yanlarına geldi. Tospik’i Beren daha önce hiç görmemişti ama kaplumbağanın gözleri sıcacık bakıyordu.
“Taşlar, köyde bu güzel şeylerin azaldığını fark etmiş,” dedi Tospik. “Her biri yeniden bulunmadan ezgileri geri dönmeyecek.”
Beren kâğıdı dikkatle katladı. “Hepsini bulacağım!” diye seslendi.
Önce gülümsemeyi aradı. Fırının önünde ekmek bekleyen yaşlı bir amca gördü. Amca, uzun zamandır kimsenin ona günaydın demediğini söyledi. Beren ona içten bir gülümseme verip güzel bir gün diledi. Adamın yüzü aydınlandı. Kâğıttaki gülümseme parıldadı.
Sonra şarkıyı bulmak için değirmenin yanına gitti. Orada küçük Zeliş, ip atlamak istiyor ama tek başına eğlenemiyordu. Beren onun yanına katıldı. İkisi ip atlayarak kendi uydurdukları şarkıyı söylediler. Şarkı, rüzgârın kanatlarına takılıp uzaklara uçtu.
Yardım eli, bahçesinde elma sepetini taşıyamayan komşu nineye aitti. Beren birkaç elmayı sepete yerleştirdi. Merak, gökyüzündeki karıncaları inceleyen çoban çocuğunda saklanıyordu. Sabır ise yumurtasından çıkmaya çalışan minik bir kelebeği bekleyen Zeliş’in yanında duruyordu.
Geriye teşekkür ve paylaşma kalmıştı. Beren eve dönerken annesinin hazırladığı çörekleri gördü. Çörekler mis gibi kokuyordu. Beren önce annesine teşekkür etti, sonra çöreklerin bir kısmını meydandaki çocuklara götürdü. Herkes bir parça alınca tabak boşaldı, ama Beren’in içi daha da doldu.
Akşamüstü yedi şeklin hepsi ışıldayarak gökyüzüne yükseldi. Beren, Tospik’le birlikte meydana döndü. Yedi taş önce usulca titredi. Ardından birinci taş gülümseme gibi tatlı bir ses çıkardı. İkinci taşın melodisine çocukların şarkısı karıştı. Üçüncü taş yardımın sıcaklığını, diğerleri de merakı, sabrı, teşekkürü ve paylaşmayı anlatan ezgiler söyledi.
Meydan yine neşeyle doldu. Fakat bu kez taşların sesi eskisinden daha güzeldi. Çünkü ezginin içine köydeki herkesin küçük iyilikleri katılmıştı.
Beren, taşlara bakıp gülümsedi. O günden sonra Çiçekliova’da herkes şunu öğrendi: Neşe tek başına saklanınca küçülür, paylaşıldıkça büyür. Yedi taş da her sabah bu sırrı anlatan yeni bir şarkıyla güne başlardı.




