Bir Gece Masalı

Geceyi Cebinde Taşıyan Çıngıraklı Çocuk

Uzaklardaki Karanfil Ovası’nda, geceleri gümüş renkli çiylerle parlayan küçük bir köy vardı. Köyün evleri alçak çatılı, pencereleri yuvarlaktı. İnsanlar akşam olunca kapılarının önüne minderler serer, gökyüzündeki yıldızları sayarak uykuya dalardı. Fakat bir sonbahar gecesi yıldızların hepsi birden gökyüzünden kayboldu.

O gece köyün çocuklarından Lale, yatağında bir sağa bir sola döndü. Odanın penceresinden baktığında gökyüzünü kapkara gördü. Ne Ay vardı ne de yıldız. Üstelik köyün büyük saatinin sesi de kesilmişti. Sanki gece, nefesini tutmuş bekliyordu.

Lale, yatağının altından dedesinin armağan ettiği minicik bakır çıngırağı çıkardı. Çıngırağın üzerinde üç küçük nokta ve kıvrımlı bir ay resmi vardı. Dedesinin sözleri aklına geldi: Bir gün gökyüzü susarsa, en sessiz sesi dinle.

Lale paltosunu giyip avluya çıktı. Tam o sırada çıngırak hafifçe çınladı. Ses, köyün dışındaki eski değirmene doğru uzanan patikadan geliyordu. Lale, yanında feneri olmadan yürümeye çekindi ama çıngırak her çaldığında önündeki taşlar belli belirsiz parlıyordu. Böylece patikayı adım adım izledi.

Değirmenin arkasında, daha önce hiç görmediği yuvarlak bir kapı buldu. Kapının tokmağı bir ceviz kabuğu kadar küçüktü. Lale tokmağa dokununca kapı açıldı ve içeriden mor ışıklı bir merdiven göründü. Merdivenin başında, saçları gece bulutları gibi kabarık, gözleri iki parlak düğmeye benzeyen yaşlı bir kadın duruyordu.

“Ben Gökyüzü Terzisi Nergis’im,” dedi kadın. “Yıldızların ipleri düğümlendi. Onları yeniden dikmem için üç şey gerekiyor: paylaşılmış bir sıcaklık, söylenmiş bir doğru ve korkuya rağmen atılmış bir adım.”

Lale hemen cebindeki tarçınlı çöreği çıkardı. Yolda karşılaştığı, kanadı üşümüş minicik bir güveye çöreğinden bir parça verdi. Güve ısınınca kanatlarını salladı ve gümüş bir iplik bıraktı. “İşte paylaşılmış sıcaklık,” dedi Nergis.

Sonra Lale, değirmenin yanında duran eski su kovasına baktı. Kovanın içinden ince bir ses yükseliyordu. Ses, uzun zamandır kimsenin kendisini dinlemediğini söyleyen küçük bir dereye aitti. Lale, köydeki çocukların kovayı taş doldurup dere yolunu kapattığını itiraf etti. Bu doğruyu söylemek kolay değildi; çünkü kovayı dolduranlardan biri de kendisiydi. Nergis başını salladı ve su gibi berrak bir iplik daha çıkardı.

Üçüncü ipliği bulmak için merdivenin en üst basamağına çıkmaları gerekiyordu. Basamakların arasında kapkaranlık bir boşluk vardı. Lale’nin dizleri titredi. Çıngırağı avucunda sımsıkı tuttu, derin bir nefes aldı ve ilk adımını attı. Çıngırak çaldı. Karanlık, küçük bir perde gibi iki yana açıldı. Lale ikinci adımı da atınca tavanda asılı duran son iplik ortaya çıktı. Bu iplik, cesaretin altın rengiyle parlıyordu.

Nergis üç ipliği iğnesine geçirdi. Lale de ona yardım ederek yıldızları tek tek gökyüzüne dikti. Her yıldız yerine oturduğunda köyün bir penceresi aydınlandı. Son yıldız dikilince büyük saat yeniden çalışmaya başladı ve gecenin sessizliğine yumuşacık bir çan sesi karıştı.

Köye döndüklerinde herkes uyanıktı. Lale, dere yolunu kapatan taşları arkadaşlarıyla birlikte kaldırdı. Köylüler de gece boyunca sıcak çorba dağıtıp gökyüzünü seyrettiler. O günden sonra Karanfil Ovası’nda yıldızlar hiç kaybolmadı. Lale’nin bakır çıngırağı ise yalnızca biri paylaşmayı, doğruyu ya da cesareti hatırladığında çaldı. Böylece her gece, gökyüzü biraz daha aydınlık; insanların kalpleri biraz daha sıcak oldu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu