İlginç Hikayeler

Düşünceleri Toplayan Sarı Bavul

Kasabanın en işlek yeri, her sabah farklı bir sesle uyanan Eski İstasyon Meydanı’ydı. Kimi gün çeşme şarkı söyler, kimi gün güvercinler sıraya girip tek ayak üzerinde beklerdi. Fakat bir salı sabahı meydanda öyle tuhaf bir şey belirdi ki herkes konuşmayı unuttu: Pirinç tokalı, parlak sarı bir bavul, çeşmenin yanında tek başına duruyordu.

On iki yaşındaki Nora, bavulu ilk gören kişiydi. Üzerinde ne isim ne de adres vardı. Yalnızca kapağına küçük harflerle, “Söylenmeyenleri dikkatle taşı” yazılmıştı. Nora tokayı kaldırınca bavulun içinden ne giysi ne kitap çıktı. İçerisi, sanki güneş ışığıyla doldurulmuş boş bir oda gibiydi.

O sırada fırıncı Rauf Usta yanlarından geçti. “Bugün çörekleri biraz fazla kızarttım,” diye mırıldandı. Bavul hafifçe titredi ve içinden minicik bir ışık topu yükseldi. Işık, Rauf Usta’nın yanına konup fısıldadı: “Aslında yeni tarifi denemekten çekiniyor.” Fırıncı şaşkınlıkla durdu. Nora ise hemen bavulun kapağını kapattı.

Bir süre sonra bavulun, insanların söylediklerini değil, söylemeye cesaret edemedikleri iyi niyetli düşünceleri topladığını anladı. Çiçekçi Leman Hanım, komşusunun bahçesini beğendiğini söylemek istiyor ama utanıyordu. Berber İhsan Bey, dükkânının önündeki kırık sandalyeyi onarmak için yardım bekliyordu. Küçük Tufan ise okulda yaptığı resmi arkadaşlarına göstermekten çekiniyordu. Her söylenmemiş düşünce, bavulun içinde farklı renkte bir ışığa dönüşüyordu.

Bavulun Ağırlaşan Sırrı

Nora, bu sırrı kasabadaki herkese anlatmanın doğru olup olmadığını düşündü. Çünkü düşünceler iyi olsa bile, onları izinsizce ortaya çıkarmak kimseyi mutlu etmeyebilirdi. Bu yüzden bavulu evine götürmek yerine meydanın ortasına koydu ve yanına bir kâğıt bıraktı: “İçinizde güzel bir söz varsa, onu sahibine kendiniz söyleyin.”

İlk olarak Nora, Tufan’ın yanına gitti. “Resmini görmek isterim,” dedi. Tufan’ın yüzü aydınlandı ve resmi açtı. Resimde, kasabanın bütün evleri gökyüzünde yüzüyordu. Fırıncı Rauf Usta yeni tarifini denemeye karar verdi. Leman Hanım komşusunun bahçesini övdü. İhsan Bey de sandalyesini onarmak için marangoz Saffet’ten yardım istedi.

Her güzel söz söylendiğinde bavulun içindeki bir ışık sönüyor, yerine hafiflik geliyordu. Fakat öğleye doğru bavul birden ağırlaştı. Kapağı kapanmıyor, sarı ışıklar dışarı taşıyordu. Meydandaki herkes merakla yaklaştı. İçeriden tek bir düşünce yükseldi: “Biri, önemli bir şeyi söylemekten korkuyor.”

Nora bavulu kaldırmaya çalıştı ama yerinden oynatamadı. Tam o sırada kasabanın en sessiz kişisi olan saatçi Maviş geldi. Elinde yıllardır çalışmayan, yuvarlak bir cep saati vardı. “Ben,” dedi, “kasabanın saat kulesini onarmayı çok istiyorum. Ama bunu becerememekten korkuyorum.”

Nora gülümsedi. “Tek başına yapmak zorunda değilsin,” dedi. Bu kez herkes bir adım öne çıktı. Marangoz Saffet merdiven getirdi, Rauf Usta alet çantasını taşıdı, çocuklar da kuledeki tozları temizledi. Maviş, uzun süre incelediği dişlilerin arasına küçük bir yay yerleştirdi. Saat kulesi önce bir kez, sonra iki kez çaldı. Ardından kasabanın bütün saatleri aynı anda çalışmaya başladı.

Söylenen Sözlerin Değeri

Bavulun içindeki son ışık da gökyüzüne yükseldi. Kapağın altında, bu kez yeni bir yazı belirdi: “En ilginç hikâyeler, saklanan düşüncelerle değil, paylaşılan iyiliklerle tamamlanır.”

Nora bavulu tekrar meydana bıraktı. Ertesi sabah bavul yoktu; yerinde küçük bir sarı kutu duruyordu. Kutunun üzerinde, herkesin kullanabileceği boş kartlar vardı. O günden sonra kasabalılar bu kartlara teşekkürlerini, cesaretlerini ve güzel dileklerini yazıp birbirlerine vermeye başladı. Eski İstasyon Meydanı ise artık yalnızca farklı seslerle değil, içten söylenmiş sözlerle uyanıyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu