12 Yaş Masalları

Mina’nın Haritasında Kaybolan Renkler

Yamaçların arasına kurulmuş Renkliova’da her sabah başka bir renk uyanırdı. Fırınların önündeki tenteler turuncuya, dere kenarındaki taşlar mora, evlerin kapıları ise gökyüzünün en parlak mavisine bürünürdü. Kasabanın renklerini, belediye binasının kulesinde duran büyük bir gökkuşağı çanı korurdu. Çan çaldıkça renkler yerlerine yerleşir, herkes günün neşeyle başladığını anlardı.

On iki yaşındaki Mina, renklerden çok haritaları severdi. Eski kâğıtların üzerine sokakları çizer, hiç gitmediği yerler için yollar uydururdu. Bir sabah çan çalmadı. Penceresinden baktığında Renkliova’nın bütün renklerinin solduğunu gördü. Turuncu tenteler krem rengine, mor taşlar griye, mavi kapılar da sessiz bir beyaza dönüşmüştü.

Kasaba halkı meydana toplandı. Fırıncı sıcak ekmekleri göremediğini, çiçekçi hangi çiçeğin açtığını anlayamadığını söyledi. Belediye başkanı, gökkuşağı çanının ipinin sağlam olduğunu açıkladı. Mina ise kulenin duvarında, daha önce hiç fark etmediği ince bir çizgi gördü. Çizgi, haritadaki yollara benziyor fakat hiçbir sokağa bağlanmıyordu.

Mina eve dönüp büyükannesinin sandığından boş bir parşömen aldı. Parşömeni kulenin duvarına değdirdiğinde görünmez çizgiler beliriverdi. Haritada üç durak vardı: Sessizler Durağı, Unutulmuş Renkler Tepesi ve Yankısız Meydan. Kenarında da şu cümle yazıyordu: Renk, görülmeden önce anlaşılmalıdır.

Görünmeyen Yolun İlk Durağı

Mina, yanına küçük kardeşi Sarp’ı almak istedi ama Sarp, herkesin önünde konuşmaktan çekindiği için geri durdu. Mina, haritayı tek başına çözebileceğini düşünerek yola çıktı. Ancak parşömen, evlerin arasından geçen sıradan yolları göstermiyor, yalnızca insanların birbirini dinlemediği yerlerde beliren ince ışık izlerini çiziyordu.

Sessizler Durağı’na vardığında sıra sıra banklarda oturan insanlarla karşılaştı. Herkesin elinde bir kâğıt vardı, fakat hiç kimse diğerinin yazdığını okumuyordu. Mina, yaşlı bir seyyar satıcının kâğıdında Kimse benim fikrimi sormuyor cümlesini gördü. Yanındaki kızın kâğıdında ise Ben de ne söyleyeceğimi bilmiyorum yazıyordu.

Mina önce ikisine de akıl vermek istedi. Sonra haritadaki cümleyi hatırladı ve yalnızca sordu: Sizce burada ne eksik? Satıcı, kızın söylediklerini dinlemeye alışmadığını fark etti. Kız da kendi düşüncesini söylemek için başkasının izin vermesini beklediğini anladı. Birbirlerini dinlemeye başlayınca kâğıtlar sarıya boyandı. Sarı bir ışık, haritada ikinci durağa uzanan yolu aydınlattı.

Tepenin Unuttuğu Şarkı

Unutulmuş Renkler Tepesi’nde onlarca taş vardı. Her taşın üzerinde bir renk adı yazıyordu, ancak renklerin kendisi yoktu. Mina, taşları eline alıp boyamaya çalıştı. Ne kadar uğraşsa da fırçasındaki boya taşa tutunmadı.

Tepenin yamacında yaşayan yaşlı bahçıvan Leman, renklerin zorla geri getirilemeyeceğini söyledi. Bir rengin kaybolmadan önce hangi duyguyla birlikte yaşadığını hatırlamak gerektiğini anlattı. Mina, yeşil taş için büyümeyi, kırmızı taş için paylaşmayı, lacivert taş için sabrı düşündü. Fakat hiçbir taş parlamadı.

O sırada Sarp tepeye yetişti. Mina onun geldiğine şaşırdı. Sarp, yol boyunca Mina’nın çizdiği haritanın kenarlarına küçük notlar eklediğini söyledi. Buraya kadar tek başına geldin ama bundan sonrasını birlikte bulabiliriz, dedi. Mina, kardeşinin çekingenliğini yenmek için büyük bir söz söylemesine gerek olmadığını anladı. Onu dinlemek yeterliydi.

İki kardeş, taşların üzerindeki renkleri birbirine bağlayan bir şarkı mırıldandı. Sarp ritmi tuttu, Mina kelimeleri söyledi. Şarkı mükemmel değildi ama içten ve uyumluydu. Taşlar birer birer canlandı. Yeşil, kırmızı ve lacivert ışıklar yükselerek Yankısız Meydan’a doğru aktı.

Renklerin Gerçek Sahibi

Yankısız Meydan’da gökkuşağı çanının küçük bir parçası duruyordu. Parça, ses çıkarmıyor; çevresine renk de vermiyordu. Mina, çanın neden sustuğunu sordu. O anda meydandaki herkesin daha önce söyleyemediği sözler havada belirdi. Kimi özür dilemek, kimi teşekkür etmek, kimi de yardım istemek istiyordu.

Mina, kasabalılara renkleri geri getirecek sihirli bir cümle olmadığını anlattı. Herkes sırayla konuşmalı, diğerleri de sözünü kesmeden dinlemeliydi. İlk olarak belediye başkanı, çocukların önerilerini hiç sormadığını kabul etti. Fırıncı, çiçekçiden yardım istedi. Çiçekçi de renkleri adlandırmayı çocuklara bırakmayı önerdi. Sarp, meydanın ortasına boş bir pano koydu; insanlar duyduklarını ve öğrendiklerini oraya yazdı.

Son söz Mina’ya kaldı. Haritaların yolları gösterdiğini, fakat bir yere varmak için birlikte yürümek gerektiğini söyledi. Bu söz biter bitmez çanın parçası titredi. Önce ince bir ses, sonra bütün kasabayı dolduran berrak bir çınlama duyuldu. Renkler gökyüzünden yağmur gibi inerek evlere, taşlara, çiçeklere ve insanların yüzlerine yerleşti.

Renkliova o günden sonra haritalarını değiştirdi. Yeni çizimlerde yalnızca sokaklar değil, insanların birbirini dinlediği yerler de işaretleniyordu. Mina harita çizmeyi sürdürdü, Sarp ise kasabanın ilk genç anlatıcısı oldu. İkisi, en değerli yolun bazen gözle değil, dikkatle dinleyen bir kalple bulunduğunu hiç unutmadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu