Türk Masalları

Narin’in Bakır Tasındaki Sır

Uzak tepelerin ardında, sabahları kekik kokusuyla uyanan Çınarlıova adında küçük bir köy vardı. Köyün ortasındaki eski çeşme, yıllardır herkese su verirdi. Fakat bir yaz günü çeşmenin sesi inceldi, sonra da tamamen sustu. Kuyuların suyu azaldı, dereler taşların arasına saklandı. Köylüler kaplarını doldurabilmek için gün doğmadan yola çıkıyor, yine de akşama kadar bekliyordu.

Çınarlıova’da Narin adında meraklı ve çalışkan bir kız yaşardı. Narin, annesinden kalan küçük bakır tası çok severdi. Tasın kenarında, kimsenin anlamını bilmediği üç kıvrımlı çizgi vardı. Narin her sabah tasını çeşmenin başına götürür, içine bir damla bile su düşmese de onu temiz tutardı.

Bir gün köyün yaşlı değirmencisi Saffet Dede, çeşmenin taşlarını incelerken, “Suyun yolu kapanmış olabilir,” dedi. “Ama bu köyde suyun nereden geldiğini bilen biri mutlaka vardır.” Köylüler birbirlerine baktı. Kimi dağın içindeki altın damarı, kimi de uzak bir pınarı hatırladı. Herkes farklı bir şey söylediği için kimse gerçeği anlayamadı.

Narin o gece bakır tasını pencerenin önüne koydu. Ay ışığı çizgilerin üzerine düşünce tasın içinden incecik bir tıkırtı yükseldi. Tıkırtı önce üç kez duyuldu, sonra yumuşak bir ses şöyle dedi: “Beni taşıyan, önce eksik olanı görsün.” Narin korkmadı. Ertesi sabah tasını yanına alıp köyün en kurak yoluna çıktı.

Yol boyunca tas, kimi zaman hafifçe ısındı, kimi zaman soğudu. Narin, tasın işaret ettiği yerde toprağı yokladı. Önce çatlamış bir testi buldu. Testinin yanında yaşlı bir çoban oturuyordu. Çoban, günlerdir su aradığını ama köylülerin kendi kaplarını korumaktan ona sıra vermediğini söyledi. Narin kendi matarasında kalan suyu çobana uzattı. Bakır tas bir kez parladı.

Biraz ileride Narin, kuru otların arasında küçük bir kaplumbağa gördü. Hayvan gölgesiz taşların arasında dönüp duruyordu. Narin, matarasında kalan son yudumu onun önüne bıraktı. Tas ikinci kez ısındı. Ardından kıvrımlı çizgilerden biri mavi bir ışıkla belirdi ve ışık, tepenin arkasındaki eski harman yerine doğru uzandı.

Narin köye döndüğünde gördüklerini anlattı. Bazı köylüler utanarak başlarını eğdi, bazıları ise “Bunca yolu küçük bir tasın sözüyle mi yürüyeceğiz?” diye güldü. Narin kızmadı. “İnanmanız gerekmiyor,” dedi. “Yalnızca birlikte bakmamız gerekiyor.” Bunun üzerine Saffet Dede, köyün çocuklarını ve büyüklerini çağırdı. Herkes eline bir kazma, kürek ya da sepet aldı.

Harman yerinde toprağı kazmaya başladılar. Önce taş, sonra sert kil çıktı. En sonunda küreği vuran Narin’in önünden berrak bir su sızdı. Fakat suyun yolu, büyük bir kaya parçasıyla kapanmıştı. Köylüler kayayı tek başına oynatamadı. Tam o sırada, köyün en sessiz adamı olan Hıdır Usta öne çıktı. Yıllar önce kayayı oraya kendisinin taşıdığını söyledi. Meğer suyun çıktığı yeri gizleyip yalnızca kendi tarlasını sulamıştı.

Hıdır Usta gerçeği söyleyince köylüler öfkelendi, fakat Saffet Dede elini kaldırdı. “Yanlışın büyüğü onu saklamaktır; doğrusu ise onu düzeltmeye başlamaktır,” dedi. Hıdır Usta ağladı ve kayayı kaldırmak için herkese yardım etti. Birlikte çalışınca kaya yerinden oynadı. Su, önce ince bir çizgi halinde, sonra şırıl şırıl akarak köyün eski kanalına doldu.

Çeşme yeniden konuşmaya başladığında bakır tasın içinden tatlı bir ses yükseldi: “Eksik olanı gören, elindekini paylaşırsa bereket yolunu bulur.” Üç kıvrımlı çizgi silindi, tas sıradan bir kap oldu. Narin onu köy meydanına bıraktı. O günden sonra çeşmenin başında herkes önce yaşlılara, yolculara ve susayan hayvanlara su verdi.

Çınarlıova’da su hiç kimsenin malı sayılmadı. Hıdır Usta, köyün en uzun kanalını kendi elleriyle onardı; Narin ise çocuklara bakır tasın sırrını anlattı. Sırrın büyülü kısmı, tasın içinde değil, insanların birbirine karşı açık ve cömert davranmasındaydı. Köyde her yaz ilk su aktığında sofralar kuruldu, testiler dolduruldu. Narin de tasını gökyüzüne kaldırıp sessizce teşekkür etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu