Masal Dinle

Gölgeleri Boyayan Minik Fırça

Uykunun tatlı bir battaniye gibi evlerin üzerine serildiği bir akşam, Neva penceresinin önünde oturmuş yıldızları sayıyordu. Yaşadığı kasabada herkes erken uyur, sabahları da aynı renkte gökyüzüne uyanırdı. Fakat o gece, ayın altında incecik bir çizgi parladı. Çizgi, bahçedeki eski taş duvarın üzerine düştü ve orada minicik bir kapı belirdi.

Neva kapıyı araladığında karşısına yuvarlak bir oda çıktı. Odanın duvarlarında sayısız gölge asılıydı: Bir kedinin kuyruğu, uçan bir uçurtmanın ipi, dans eden bir çocuğun elleri… Hepsi renksizdi. Odanın ortasında, gümüş saplı küçük bir fırça duruyordu. Fırçanın yanında da üzerinde şu sözler yazan tahta bir levha vardı: “Unutulan sevinçleri ancak hatırlayan biri renklendirebilir.”

Neva fırçayı eline alınca odanın köşesinden yumuşak bir ses duyuldu. Bu, kendisine Pofuduk adını veren, kulakları yaprak gibi kıvrılmış küçük bir bulut kuşuydu. Pofuduk, kasabanın gölgelerinin neden solduğunu anlattı. İnsanlar, her gün yapmaları gereken işlere öyle dalmışlardı ki gülmeyi, paylaşmayı ve merak etmeyi unutmuşlardı. Unutulan her güzel duygu, gölgelerden bir rengi alıp götürüyordu.

“Peki hepsini nasıl geri getireceğiz?” diye sordu Neva.

“Önce bir gölgeyi seçmelisin,” dedi Pofuduk. “Sonra onun sahibinin kalbinde saklı kalan küçük mutluluğu bulmalısın. Fırça, ancak gerçek bir hatırayla dokununca renklenir.”

Neva ilk olarak kasabanın fırıncısı Arven’in gölgesini seçti. Gölge, tezgâhın üzerinde yuvarlanan bir ekmeğe benziyordu. Arven uzun zamandır yalnızca ekmek yetiştirmeyi düşünüyor, hamur yoğururken çocukların gülüşünü duymuyordu. Neva ona, yıllar önce yaptığı ilk çöreği komşu çocuklarla paylaştığı günü hatırlattı. Arven’in gözleri parladı. Fırça ekmeğe dokununca gölge bal rengine büründü ve fırından mis gibi tarçın kokusu yayıldı.

İkinci gölge, kasabanın saat tamircisi Belin’e aitti. Bu gölge, dönmeyi unutmuş bir kelebeği andırıyordu. Belin bütün gün saatleri onarıyor, fakat kendi zamanını kimseyle paylaşmıyordu. Neva ona, küçükken kardeşiyle yağmur altında kâğıttan kayık yüzdürdüğü öğleden sonrayı sordu. Belin önce şaşırdı, sonra içtenlikle güldü. Kelebek gölge maviye boyandı; dükkândaki bütün saatler aynı anda neşeli bir ezgi çalmaya başladı.

Neva bütün gece boyunca kasabanın sokaklarını dolaştı. Çiçekçinin gölgesine sarı, gezgin terzinin gölgesine mor, okul bekçisinin gölgesine yeşil renk verdi. Her renk, sahibinin unuttuğu bir iyilikle doğuyordu. Kimi bir arkadaşını beklediği günü hatırlıyor, kimi yağmurda ıslanan bir serçeye yuva yaptığını anımsıyordu. Kasabalılar birbirlerinin hikâyelerini dinledikçe gölgeler çoğaldı ve sokaklar yumuşak bir ışıkla doldu.

Fakat sabaha karşı Neva, duvarın dibinde küçücük ve bembeyaz bir gölge gördü. Bu, kendi gölgesiydi. Neva bütün gece başkalarına yardım etmiş, fakat kendisinin neşesini düşünmemişti. Fırça, elinde hareketsiz kaldı. Pofuduk sessizce, “Senin kalbinde hangi anı parlıyor?” diye sordu.

Neva gözlerini kapattı. Bir yaz günü, annesiyle birlikte deniz kıyısında taş topladığını hatırladı. Annesi her taşa bir dilek fısıldamış, Neva da en yuvarlak taşı cebine koymuştu. O günün sonunda ikisi, dalgaların sesini dinleyerek birbirlerine komik öyküler anlatmıştı. Neva gülümsedi ve fırçayı kendi gölgesine sürdü.

Gölge bir anda mercan, turkuaz ve altın renklerine ayrıldı. Renkler gökyüzüne yükselerek kasabanın üzerine yayıldı. Sabah olduğunda insanlar ilk kez farklı renkte bir güne uyandı. Arven, dükkânının önüne sıcak çörekler koydu. Belin, çocuklara saatlerin nasıl çalıştığını gösterdi. Çiçekçi, saksılarını paylaşmak için kapısını açtı.

O günden sonra kasabalılar her akşam kısa bir süre durup gün içinde yaşadıkları güzel bir anı birbirlerine anlatmaya başladılar. Neva ise gümüş saplı fırçayı odada sakladı; çünkü artık ona her gün ihtiyaç kalmamıştı. İnsanlar sevinçlerini hatırladıkça gölgeler kendiliğinden renkleniyordu.

Bu masal dinle yolculuğunun sonunda Neva şunu öğrendi: Mutluluk, uzaklarda aranacak büyük bir hazine değil, hatırlanınca ışık saçan küçük bir iyilikti. O gece ay yeniden parladı ve taş duvardaki kapı, sessizce kapanırken kasabanın bütün gölgeleri gülümseyerek dans etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu