Dede Korkut Hikayeleri

Bozkırın Sözünü Tutan Oğlan

Uçsuz bozkırların birinde, akşamları gökyüzünü kızıl bir çadır gibi örten Gökbörü Obası yaşardı. Bu obada Aras adında, meraklı ve dürüst bir oğlan bulunurdu. Aras’ın en büyük dileği, kopuzunun tellerinden güzel ezgiler çıkarıp oba halkına neşe vermekti. Fakat kopuz çalmayı öğrenmekten önce, verdiği sözün değerini anlaması gerektiğini henüz bilmiyordu.

Bir gün obanın yaşlı bilgesi Dede Korkut, elinde budaklı asasıyla meydana geldi. Herkes onun çevresinde toplandı. Dede Korkut, üç gün sonra obaya uzak yaylalardan konuklar geleceğini ve konuklar için hazırlanan gümüş işlemeli su tasının kaybolduğunu söyledi. Bu tas, yalnızca değerli bir eşya değildi. Yıllar önce susuz bir yolcuyu sevindiren bir çobanın hatırasıydı.

Aras, tası bulacağına dair söz verdi. Bazıları onun bu iş için çok küçük olduğunu düşündü. Ancak Dede Korkut, “Bir işi büyüten, kişinin yaşı değil, yüreğindeki doğruluktur,” dedi. Aras, yanına küçük atı Kıraç’ı alarak yola çıktı.

Rüzgârın Gösterdiği İz

Aras önce su tasının son görüldüğü pınara gitti. Pınarın çevresinde yalnızca birkaç kuş tüyü, ezilmiş otlar ve ince bir ip parçası vardı. O sırada kuvvetli bir rüzgâr çıktı. İp parçasını havalandırıp bozkırın kuzeyine sürükledi. Aras, bunun bir işaret olabileceğini düşündü ve Kıraç’ın üzerinde rüzgârı izlemeye başladı.

Yol boyunca yaşlı bir çobana rastladı. Çobanın sürüsünden üç kuzu ayrılmış, dikenli çalılıkların arasına sıkışmıştı. Aras acele etmesine rağmen durdu. Kıraç’ın yularını bir dala bağladı, dalları tek tek araladı ve kuzuları güvenle dışarı çıkardı. Çoban, teşekkür etmek için ona taze ayran uzattı. Aras ayranı içerken çobanın, kuzeydeki kuru dere yatağında parlayan bir şey gördüğünü öğrendi.

Kuru dereye vardığında Aras, yerde gümüş tasın kapağına benzeyen yuvarlak bir parça buldu. Fakat tas orada değildi. Bir kayanın üzerinde küçük ayak izleri vardı. İzler, tepelerin arasındaki eski değirmene gidiyordu. Aras biraz korktu; değirmen uzun süredir kullanılmıyordu. Yine de verdiği sözü hatırlayıp ilerledi.

Eski Değirmenin Sırrı

Değirmenin içinde, tasın yanında bir kız çocuğu oturuyordu. Adı Bengi’ydi. Bengi, tası obadan çalmamıştı. Babası günler önce susuzluktan güçsüz düşmüş, o da pınarın başında tası bulup su taşımak için almıştı. Fakat dönüş yolunda fırtına çıkınca değirmene sığınmışlardı. Babası hâlâ içeride dinleniyordu.

Aras, Bengi’yi suçlamak yerine babasına su götürdü. Sonra tasın oba için ne kadar önemli olduğunu anlattı. Bengi gözlerini yere indirip, “Ben onu geri vermek istiyorum, ama babam yürüyemiyor,” dedi.

Aras hemen bir çözüm düşündü. Kıraç’ın eyer kayışlarını söküp sağlam bir taşıma ipi yaptı. Bengi’nin babasını, değirmenin eski tahta kapısından hazırladığı küçük bir sedyeyle dışarı çıkardı. Yol uzun ve yorucuydu; fakat Aras, sözünü tutmakla bir insanı yalnız bırakmak arasında seçim yapmak zorunda olmadığını anladı. İkisini de obaya götürmeye karar verdi.

Gökbörü Obası’na döndüklerinde üç gün dolmak üzereydi. Aras, gümüş tası Dede Korkut’a uzattı ve olanları baştan sona anlattı. Bengi’nin babası oba hekimlerinin yardımıyla kısa sürede iyileşmeye başladı. Bengi ise tası neden aldığını herkesin önünde söyledi.

Dede Korkut tası Aras’tan aldı, sonra yeniden onun ellerine bıraktı. “Bu tas, suyu taşır,” dedi. “Sen ise bugün merhameti, doğruluğu ve sözü bir yerden başka bir yere taşıdın.”

O akşam konuklar geldi. Aras kopuzunu ilk kez obanın önünde çaldı. Ezgisi kusursuz değildi; bazı teller titredi, bazı notalar birbirine karıştı. Yine de herkes sessizce dinledi. Çünkü o ezgide, bir tasın parıltısından daha değerli bir şey vardı: Verilen sözün ışığı.

Bu yüzden Dede Korkut hikâyeleri arasında anlatılan nice öğüt gibi, Gökbörü Obası’nda da şu söz dilden dile yayıldı: Güç, yalnızca engeli aşmak değil; yolda karşılaştığın iyiliği de beraberinde taşımaktır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu