Büyükler için Hikaye

Kendine Geç Kalan Adamın Bahçesi

Rauf, denize uzak, tepeleri rüzgârla konuşan küçük bir kasabada yaşardı. Kasabadaki herkes onu tanırdı; çünkü Rauf, kimin çatısı akıyorsa oraya kiremit taşır, kimin lambası sönüyorsa merdivenini alıp gider, kimin derdi varsa sessizce dinlerdi. İnsanlar ona iyiliksever derdi. O ise kendini yalnızca meşgul bilirdi.

Evinde, yıllardır açılmayan ahşap bir kapı vardı. Kapının ardında annesinden kalan küçük bir bahçe bulunuyordu. Annesi hayattayken oraya gül fidanları dikmiş, her bahar toprağın başında uzun uzun oturmuştu. Rauf, annesinin ölümünden sonra bahçeyi kapatmıştı. Çünkü oraya girerse geçmişin sesini duyacağından korkuyordu. Bu yüzden her sabah evinden çıkar, akşam olunca yorgun adımlarla dönerdi. Kendine ayırmadığı zaman, günlerinin arasından görünmez bir ip gibi geçip giderdi.

Unutulmuş Bir Zarf

Bir sonbahar sabahı, kasabanın eski kitapçısı Veli Bey Rauf’un kapısını çaldı. Elinde sararmış bir zarf vardı.

“Bunu annen, yıllar önce bana emanet etti,” dedi. “Ne zaman okuyacağını senin bileceğini söyledi.”

Rauf zarfı alırken elleri titredi. Annesinin yazısını hemen tanıdı. Mektupta yalnızca birkaç cümle vardı: “İnsan başkalarının yükünü taşırken kendi kalbini nereye bıraktığını unutabilir. Bahçeye girdiğinde hiçbir şeyi düzeltmeye çalışma. Önce neyin büyümek istediğini gör.”

Rauf o gün ilk kez işlerini erteledi. Kasabanın fırıncısına odun götürmedi, belediyenin kırık tabelasını onarmadı, komşusunun damına çıkmadı. Ahşap kapının önünde durup uzun süre düşündü. Sonra paslı anahtarı kilide çevirdi.

Toprağın Sabrı

Bahçe, yıllarca yağmur ve rüzgârla baş başa kalmıştı. Yabani otlar yolları örtmüş, kurumuş dallar eski güllerin gövdelerine sarılmıştı. Rauf önce kollarını sıvayıp her şeyi temizlemek istedi. Fakat annesinin mektubunu hatırladı. Çapasını yere bıraktı ve bahçenin ortasındaki taş basamağa oturdu.

Oturmak, Rauf için alışılmadık bir işti. İlk dakikalarda yalnızca çatlamış toprağı ve uçuşan yaprakları gördü. Sonra duvarın dibinde minicik bir yeşillik fark etti. Bir süre daha bakınca bunun yeni filizlenmiş bir gül olduğunu anladı. Solmuş köklerin arasından kendine yer açmıştı.

Ertesi gün Rauf bahçeye yine gitti. Bu kez yanında sadece bir tas su vardı. Filizin çevresindeki taşları kaldırdı, toprağı gevşetti. Bahçeyi bir anda değiştirmeye çalışmadı. Her sabah biraz su verdi, her akşam birkaç kuru dal kesti. Kasabalılar onun bu yavaş işine şaşırdı. Bazıları, “Bunca yıl beklemiş bir bahçe, birkaç günde güzelleşmez,” dedi.

Rauf ilk kez bu sözlere karşılık vermedi. Çünkü bahçenin ondan güzellik değil, dikkat istediğini anlamıştı.

Geç Kalan Buluşma

Haftalar sonra kasabanın öğretmeni Sabiha Hanım, bahçenin kapısında göründü. Elinde eski bir sandalye vardı. Rauf’un annesiyle yıllar önce aynı okulda çalışmışlardı.

“Bunu annenin bahçesinde bırakmıştım,” dedi. “Bir gün geri alırım sanıyordum. Sonra yıllar geçti.”

Rauf sandalyeyi temizleyip ağacın altına koydu. Sabiha Hanım oturdu. İkisi uzun süre konuşmadan durdular. Ardından kadın, annesinin son zamanlarında herkes için endişelendiğini, fakat Rauf’un kendisi için hiç dinlenmediğini söyledi.

Rauf o akşam eve dönünce yıllardır ilk kez ağladı. Bu, üzüntünün değil, kendine sonunda yetişebilmenin gözyaşlarıydı. Ertesi sabah kasabadaki bütün işlerini bırakmadı; yalnızca her gün bir saatini kendine ayırmaya başladı.

Bahar geldiğinde bahçedeki gül açtı. Çiçek ne en büyük ne de en gösterişliydi. Ama kokusu, kapının önünden geçen herkesi yavaşlatıyordu. Rauf bahçeyi kasabalılara açtı. İnsanlar oraya dertlerini anlatmaya değil, bir süre susmaya gelmeye başladı.

Rauf artık yardım etmeyi sürdürüyordu; ancak kimse onun hayatının tamamını doldurmuyordu. Öğle vakitlerinde ağacın altındaki sandalyeye oturuyor, bazen hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakıyordu. Böylece şunu öğrendi: İnsan kendine ayırdığı zamanı bencillik sanarsa, kalbinin kapısını içeriden kilitler. Oysa yaşam, başkalarına uzanan eller kadar, insanın kendi omzuna koyduğu şefkatli bir eli de hak eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu