Kuyruklu Yıldızların Unuttuğu Bahçe

Uçan adaların gölgeleri, her akşam Morbulut Ovası’nın üzerine serin bir örtü gibi düşerdi. Ovada yaşayanlar, gökyüzündeki adaların arasında dolaşan kuyruklu yıldızları izlemeyi çok severdi. Çünkü bu yıldızlar geçerken havaya ışıklı tohumlar bırakır, tohumlar da dilek çiçeklerine dönüşürdü. Ancak bir gece, gökyüzünden parlak bir taş yuvarlandı ve kimsenin bilmediği bir yere düştü.
On iki yaşındaki Orun, taşın düştüğü yeri ilk fark eden kişiydi. O sırada değirmenin arkasında, kendi kendine mırıldanan bir çalıya su veriyordu. Birden bütün çiçekler başlarını aynı yöne çevirdi. Ardından çalının yapraklarından ince bir ses yükseldi: “Yukarıdan gelen ışık susuyor.”
Orun, sesin gösterdiği yöne yürüdü. Ovanın kıyısında, daha önce hiç görmediği gümüş renkli bir kapı buldu. Kapının tokmağı yoktu; üzerinde yalnızca üç boş daire vardı. Orun avucunu dairelerden birine koyunca kapı açıldı ve karşısına ters büyüyen ağaçlarla dolu bir bahçe çıktı. Ağaçların kökleri gökyüzüne uzanıyor, dalları toprağın içine gömülüyordu.
Unutulmuş Bahçenin Sırrı
Bahçede Orun’u, kanatları kâğıttan yapılmış bir yaratık karşıladı. Yaratığın adı Piko’ydu ve her kanadında başka bir mevsimin resmi vardı. Piko, Orun’a bahçenin eskiden kuyruklu yıldızların dinlenme yeri olduğunu anlattı. Yıldızlar uzun yolculuklarından sonra buraya iner, içlerindeki dilek ışığını tazelerdi. Fakat insanlar dileklerini yalnızca istemeyi öğrenip teşekkür etmeyi unutunca bahçe sessizleşmişti.
“Düşen yıldızın ışığı sönmek üzere,” dedi Piko. “Onu yeniden parlatmak için üç şeyi bulmalıyız: karşılık beklemeden söylenen bir iyilik sözü, paylaşılmış bir sevinç ve unutulmuş bir cesaret.”
İlk şeyi bulmak kolay görünüyordu. Orun, bahçenin ortasındaki taş kuyunun başına gidip yüksek sesle, “Bugün tanıdığım herkesin işi kolaylaşsın,” dedi. Kuyudan bir su damlası yükseldi, havada parladı ve kristal bir yaprağa dönüştü. Piko, bunun iyilik sözü olduğunu söyledi.
İkinci şey için Orun, bahçenin farklı köşelerini aradı. Sonunda, dallarının arasında küçük bir kahkaha saklayan yuvarlak bir meyve buldu. Meyveyi koparmak yerine Piko’ya uzattı. Piko gagasıyla meyveyi ikiye böldü. İkisinin de yüzüne meyvenin içinden sıçrayan altın ışık değdi ve bahçe uzun zamandır duymadığı bir kahkahayla çınladı. Paylaşılmış sevinç, ışıklı bir tüy olarak Orun’un avucuna kondu.
Üçüncü şeyi bulmak çok daha zordu. Bahçenin en karanlık bölümünde, yere eğilmiş siyah bir çan duruyordu. Çanın üzerinde “Burada hiçbir ses duyulmaz,” yazıyordu. Orun çanı kaldırmak istedi ama çan ağır değildi; onu ağırlaştıran, yıllar önce söylenmemiş cesaretlerdi. Orun, kendi korkularını düşündü. Yüksek yerlere çıkmaktan, yanlış bir şey yapmaktan ve bazen kimsenin onu anlamamasından çekiniyordu.
Yine de çanın yanına oturup şöyle dedi: “Korksam da denemeyi seçiyorum.” Sözleri duyulur duyulmaz çanın içinden küçük bir kıvılcım çıktı. Kıvılcım, unutulmuş bir cesaret olarak gümüş kapıya doğru uçtu.
Üç ışık birleşince bahçenin ortasındaki suskun yıldız uyandı. Önce titredi, sonra içinden mavi, pembe ve kehribar renkli ışıklar yayıldı. Ters büyüyen ağaçlar yavaşça doğruldu. Dalları gökyüzüne, kökleri toprağa kavuştu. Bahçenin kapısındaki üç boş daire de ışıkla doldu.
Piko, Orun’a yıldızı ovaya geri götürmesini söyledi. Orun yıldızı iki eliyle kavradığında yıldız ağırlaşmadı; tam tersine, avuçlarının arasında sıcak bir nefes gibi süzüldü. Morbulut Ovası’na döndüğünde bütün kasaba halkı oradaydı. Orun, yıldızı gökyüzüne bırakmadan önce bahçenin sırrını anlattı.
O günden sonra kasabalılar dilek dilerken mutlaka bir teşekkür sözü de söyler oldu. Çocuklar paylaşacak sevinçler aradı, büyükler de korkularını saklamak yerine cesaretle adım atmayı öğrendi. Gökyüzündeki kuyruklu yıldızlar yeniden ışıklı tohumlar bırakmaya başladı. Orun ise her gece değirmenin arkasındaki çalının yanına oturup göğe bakıyordu. Bir akşam yapraklardan aynı ince ses yükseldi: “Bahçe artık yolunu hatırlıyor.”
Orun gülümsedi. Çünkü bazı mucizelerin kaybolmadığını, yalnızca onları hatırlayacak bir kalp beklediğini anlamıştı. O günden sonra anlatılan fantastik masallar arasında, yıldızları dinlendiren o unutulmuş bahçenin öyküsü en sevilenlerden biri oldu.




