Fabl Masalları

Çınaraltı Pazarı’nda Terazinin Sırrı

Geniş yapraklı ağaçların gökyüzünü yeşil bir çatı gibi örttüğü Çınaraltı Ormanı’nda, her cuma küçük bir pazar kurulurdu. Tavşanlar havuçlarını dizer, sincaplar fındıklarını parlatır, kirpiler kokulu ot demetleri satardı. Pazarın ortasında ise yaşlı bir meşe dalına asılı duran pirinç bir terazi bulunurdu. Bu teraziyi, sakinliğiyle tanınan Kaplumbağa Tospik kullanırdı.

Tospik, alışveriş yapan herkesin payını dikkatle tartardı. Bir avuç böğürtlenin karşılığı üç cevizse üç ceviz, bir sepet mantarın karşılığı iki bal peteğiyse iki bal peteği verirdi. Kimse onun terazisinden kuşkulanmazdı. Çünkü Tospik, az kazanmayı göze alır, fakat kimsenin hakkını eksiltmezdi.

Bir gün pazara parlak tüyleri güneşte ışıldayan Saksağan Pırıltı geldi. Uzak tepelerden topladığı renkli düğmeleri, kurdeleleri ve cam boncukları büyük bir sepetin içine doldurmuştu. Herkes onun mallarına hayran kaldı.

Pırıltı, “Bu kadar güzel şey bir arada başka yerde bulunmaz,” diyerek sepetini tezgâha bıraktı. “Fakat alışverişi hızlı yapmalıyız. Beklemekten hiç hoşlanmam.”

Tospik gülümseyerek terazinin başına geçti. Pırıltı, cam boncuklardan bir avuç alıp karşılığında iki bal peteği istedi. Tospik boncukları tarttı, sonra başını iki yana salladı.

“Bu boncuklar iki peteğin değerinden biraz daha az,” dedi. “Bir petek ve yarım demet kokulu nane yeterli olur.”

Pırıltı’nın tüyleri kabardı. “Benim boncuklarım sıradan değil! Şu mavi olan, yağmurdan hemen önce gökyüzünün aldığı renge sahip. Şu kırmızı olan da gün batımından daha parlak.”

“Güzelliklerini inkâr etmiyorum,” diye karşılık verdi Tospik. “Ama terazi, güzelliği değil miktarı ölçer.”

Saksağan, çevredeki hayvanların kendisine baktığını görünce birden yumuşadı. “Peki,” dedi. “Bir petek ve yarım demet nane olsun.” Sonra Tospik’in arkasında duran teraziyi dikkatle incelemeye başladı. Terazinin bir kefesinde minicik bir taş, diğerinde ise tahta bir ağırlık vardı.

Pırıltı, Tospik su içmek için dereye gittiğinde aklına bir fikir geldi. Tahta ağırlığın altına incecik bir yaprak sıkıştırırsa kefe biraz yukarıda kalacak, böylece kendi malları olduğundan daha ağır görünecekti. “Kimse fark etmez,” diye düşündü. “Hem ben de daha çok kazanırım.”

Ertesi hafta Pırıltı pazara erkenden geldi. Tospik henüz tezgâhını kurarken yardım teklif etti ve fark ettirmeden yaprağı ağırlığın altına yerleştirdi. O gün tartılan her şeyin hesabı şaştı. Tavşanlar gereğinden fazla havuç verdi, sincaplar fazladan fındık bıraktı, kirpiler büyük demet otlarını ucuza sattı. Pırıltı ise sepetini çabucak doldurdu.

Akşamüstü, pazardan dönen genç Sincap Cevizcan, evdeki fındık çuvalını açınca şaşırdı. Tospik’in hesabına göre çuvalda hâlâ biraz fındık kalması gerekirken neredeyse tamamı bitmişti. Aynı durum başka hayvanların başına da gelmişti. Herkes ertesi sabah pazara gidip Tospik’e durumu anlattı.

Tospik teraziyi söktü, kefeleri tek tek inceledi. Sonunda tahta ağırlığın altında ezilmiş yaprağı buldu. Fakat hemen kimseyi suçlamadı. Pazardaki ayak izlerini, yaprağın üzerindeki renkli tüyleri ve tezgâhın kenarındaki mavi boncuk tozunu dikkatlice gözden geçirdi.

Pırıltı, tüylerinin arasına sakladığı mavi boncuğu görünce sessizleşti. Bir süre başını eğdi, sonra yaptığı hileyi anlattı. “Daha çok şey kazanacağımı sandım,” dedi. “Ama herkesin bana duyduğu güvenin eksileceğini düşünmedim.”

Hayvanlar kızgın olsa da Tospik, ondan kaçmasını istemedi. Pırıltı bütün gün pazarda kaldı; kimin ne kadar eksik ya da fazla verdiğini birlikte hesapladılar. Fazla alınan fındıklar geri dağıtıldı, eksik verilen ot demetlerinin karşılığı ödendi. Hesap karıştığı için bulunamayan birkaç küçük parça için Pırıltı kendi renkli boncuklarından verdi.

Bir sonraki cuma Pırıltı yine pazara geldi, fakat bu kez sepetinin yanına küçük bir kâğıt asmıştı: Alışverişte hız değil, doğruluk önemlidir. Terazinin başında Tospik’e yardım ediyor, her kefeyi iki kez kontrol ediyordu. Bir müşteri acele ettirmek istediğinde ona gülümseyip beklemesini rica etti.

Gün batımında pazar toplanırken Tospik, terazinin ipini Pırıltı’ya uzattı. Saksağan onu dikkatle yerine astı. Pirinç kefeler dengede durdu; çevredeki hayvanların yüzlerinde de aynı huzur vardı. O günden sonra Pırıltı’nın tezgâhı en hızlı değil, en güvenilir tezgâh olarak tanındı. Parlak boncukları kadar değerli olan şeyin, sonunda verdiği söz olduğu anlaşıldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu