Çocuk Hikayeleri

Öğleyi Unutan Ayçiçeği Saati

Gümüşova kasabasında herkes öğle vaktini, meydandaki kocaman ayçiçeği saatine bakarak anlardı. Saatin altın sarısı yaprakları güneşe döndüğünde fırıncı ekmekleri çıkarır, çocuklar okuldan döner, çeşmenin başında neşeli sohbetler başlardı. Fakat bir salı günü ayçiçeği saati tam on ikiyi gösterirken durdu. Yaprakları güneşe değil, sessizce yere bakıyordu.

Kasabanın saatçisi Ulya Nine, saatin içini açtı. İçeride ince dişliler, gümüş yaylar ve küçücük bir cam çan vardı. Her parça yerli yerindeydi. Yine de saat çalışmıyordu. Ulya Nine, “Bu saatin kurmalı anahtarı yok,” dedi. “Onu yıllar önce kuran kişi, saat ilerlesin diye başka bir şey gerektiğini söylemişti. Ne olduğunu ise kimse hatırlamıyor.”

Ulya Nine’nin çırağı Mina, bu sırrı çözmeye karar verdi. Önce kasabanın en yaşlılarına sordu. Bir marangoz, saatin ilk yapıldığı gün meydanda herkesin birbirine yardım ettiğini söyledi. Bir öğretmen, saatin ilk kez çaldığında çocukların susup çevredeki kuşları dinlediğini anlattı. Fırıncı ise o gün pişen ilk çöreğin bütün komşulara paylaştırıldığını hatırladı.

Mina, bunların birbirinden farklı anılar olduğunu düşündü. Yine de hepsinde ortak bir şey vardı: İnsanlar, ellerindeki güzelliği yalnız kendileri için saklamamıştı. Belki saatin aradığı şey buydu. Fakat kasabadakiler, saat durduğu için telaşlanmıştı. Herkes kendi işine yetişmeye çalışıyor, kimse başkasının sesini duymuyordu.

O sırada Mina, meydanın kenarında elindeki sepeti düşüren küçük Talu’yu gördü. Sepetteki elmalar yuvarlanmıştı. Mina hemen diz çöküp elmaları topladı. Talu da gülümseyerek ona kırmızı, parlak bir elma verdi. Tam o anda ayçiçeği saatinin cam çanı hafifçe titreşti.

Mina şaşkınlıkla etrafına baktı. Birkaç adım ötede yaşlı bir çömlekçinin ağır küpünü taşıyamadığını fark etti. Ona yardım ettiğinde çanın sesi biraz daha yükseldi. Sonra okulun önünde rüzgârın dağıttığı kitapları öğrencilerle birlikte topladı. Çeşmenin başında susayan serçeler için bir kap su bıraktı. Her küçük iyilikten sonra saatin yapraklarından biri yeniden doğruluyordu.

Mina, bütün kasabayı çağırıp “Saati çalıştırmak için yarışalım!” demek istedi. Sonra bunun bir yarış olmadığını anladı. Bu yüzden insanlardan büyük işler istemedi. Fırıncıdan fazla ekmeği paylaşmasını, marangozdan kırık bir tabureyi onarmasını, çocuklardan da sırada bekleyen arkadaşlarını öne geçirmelerini rica etti. Herkes yapabileceği minicik bir iyiliği seçti.

Gün batımına doğru meydan değişmiş gibiydi. Bir kadın, unutkan komşusunun alışveriş torbasını evine götürdü. İki kardeş, kavga etmek yerine aynı topu sırayla oynadı. Belediye görevlisi, gölgede kalan banka küçük bir tente kurdu. Kimse yaptığı iyiliği övünerek anlatmadı; çünkü iyilikler anlatılmak için değil, birinin gününü güzelleştirmek için yapılmıştı.

Sonra ayçiçeği saatinin bütün yaprakları güneşe döndü. İçindeki gümüş dişliler önce fısıldadı, ardından neşeyle dönmeye başladı. Cam çan on iki kez çaldı. Fakat bu kez ses yalnızca öğleyi değil, kasabanın birlikte hatırladığı güzel duyguyu da duyurdu. Ulya Nine, saatin sırrını nihayet anladı: Zaman, paylaşılan iyiliklerle daha anlamlı akıyordu.

Ertesi sabah Mina, saatçinin dükkânına yeni bir tabela astı: “Her güzel davranış, günün içine biraz ışık ekler.” Gümüşova’da kimse artık saati yalnızca kaç olduğunu öğrenmek için izlemiyordu. İnsanlar, bir başkasına nasıl yardımcı olabileceklerini hatırlamak için başlarını kaldırıyordu. Böylece çocuk hikayeleri arasında anlatılacak yeni bir masal doğdu; masalın kahramanı tek bir kişi değil, iyiliği seçen herkes oldu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu