Çocuk Hikayeleri

Mina’nın Cebinde Büyüyen Küçük Bahçe

Uzak tepelerin arasında, evlerin pencerelerinde saksılar, kapı önlerinde küçük fidanlar bulunan Bereketliova adında bir kasaba vardı. Bu kasabada yaşayan Mina, yürürken yerde gördüğü ilginç taşları, renkli ipleri ve güzel kokulu yaprakları biriktirmeyi severdi. Cebinde her zaman küçük bir dünya taşır, bulduğu şeylere yeni görevler verirdi. Sarı taş güneş, mavi ip dere, yuvarlak kestane ise yaramaz bir gezegen olurdu.

Bir sabah Mina, yaşlı bahçıvan Rauf Usta’nın serasının önünde parıl parıl duran minicik bir tohum buldu. Tohum, nohut kadar küçüktü ama üzerinde sanki incecik altın çizgiler vardı. Mina onu avucuna alınca içinden ılık bir esinti yükseldi.

Rauf Usta gülümseyerek, Bu sıradan bir tohum değil, dedi. Ne vereceğini kimse önceden bilemez. Ancak onu yalnızca kendi yararın için dikersen büyümez. Bir başkasına ayırdığın iyilikle sulaman gerekir.

Mina tohumu dikkatle cebine koydu. O gün kasabanın meydanında büyük bir şenlik yapılacaktı. Herkes hazırlıkla meşguldü; kimi kurabiye pişiriyor, kimi renkli bayraklar asıyor, kimi de müzik aletlerini taşıyordu. Mina da yardım etmek istedi. Fakat hangi işe el atsa biri, Bunu ben yaparım, diyerek onu geri çevirdi. Mina biraz üzülse de vazgeçmedi.

Önce el arabası devrilen Nehir’e yerdeki elmaları toplamasında yardım etti. Sonra rüzgârda dağılan kâğıt süsleri bir araya getirdi. En son, şenliğe katılmaya çekinen küçük Batu’nun elinden tutup onu meydana götürdü. Batu, kimse onu tanımadığı için sessizce evde kalmak istemişti. Mina ona bir sepet uzatıp meyveleri birlikte dizmeyi önerdi. Batu’nun yüzü hemen aydınlandı.

Akşam olduğunda Mina, cebindeki tohumun ısındığını fark etti. Onu evinin arkasındaki boş toprağa ekti. Bir tas su getirdi ama Rauf Usta’nın sözünü hatırlayıp suyun içine kendi iyiliğinden bir parça katmak istedi. O gün yaptığı yardımları düşündü ve fısıldadı: Başkasının işi kolaylaşsın diye verdiğim her el, bu suyun içinde olsun.

Ertesi sabah topraktan incecik yeşil bir filiz çıkmıştı. Filizin ucunda tek bir yaprak vardı ve yaprak, Mina’nın o gün yardım ettiği kişilerin sevdiği renklere dönüşüyordu. Nehir’in elmalarını hatırlayınca kırmızı, kâğıt süsleri düşününce sarı, Batu’nun gülümsemesini anımsayınca turuncu oldu.

Mina her gün yeni bir iyilik yaptı. Kırılan bir oyuncak arabayı tamir etti, yaşlı komşusu Suna Teyze’nin kavanozlarını rafa yerleştirdi, okul yolunda ağır çantasını taşıyan arkadaşına eşlik etti. Filiz her iyilikte biraz daha uzadı. Önce bir çalıya, sonra dalları gökyüzüne kıvrılan küçük bir ağaca dönüştü. Ağacın üzerinde meyve yerine ışıklı tomurcuklar açıyordu.

Fakat birkaç gün sonra kasabaya uzun süren bir kuraklık geldi. Kuyulardaki su azaldı, bahçelerdeki yapraklar büzüldü. Mina, kendi ağacını korumak için suyu saklamayı düşündü. Tam o sırada Batu, evindeki küçük su kabını getirdi ve ağacın dibine döktü.

Sen bana meydanda yer açmıştın, dedi. Şimdi ben de ağacına biraz yer açıyorum.

Bunu gören Nehir bir şişe su getirdi. Suna Teyze evindeki yağmur suyunu paylaştı. Ardından bütün kasaba, ellerindeki azıcık suyu bir araya topladı. Su toprağa değdiği anda ışıklı tomurcuklar birer birer açıldı. Her çiçeğin içinden serin, berrak bir damla düştü. Damlalar çoğaldıkça ağacın çevresinde küçük bir pınar oluştu.

Bereketliova yeniden canlandı. Kasabalılar pınarın suyunu dikkatle paylaştı ve ağacın yanına, herkesin birbirine yardım edebileceği bir bahçe kurdu. Mina ise cebini boş bırakmadı; bu kez içine birkaç tohum koydu, ama onları tek başına saklamadı. Her tohumu, bir iyiliğe karşılık başka bir iyilik yapmak isteyen çocuklara verdi.

O günden sonra Bereketliova’da çocuk hikayeleri yalnızca kitaplarda okunmadı. Her paylaşım, her yardım ve her içten gülümseme yeni bir hikâyenin başlangıcı oldu. Mina da cebindeki küçük bahçenin aslında toprakta değil, insanların birbirine açtığı iyilik alanında büyüdüğünü öğrendi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu