Masal Sitesi

Kayıp Renklerin Pazar Sabahı

Gökçınar Kasabası’nda her sabah, evlerin çatılarından yükselen renkli ışıklar gökyüzünde buluşurdu. Fırınların altın sarısı, göletin laciverti, erik ağaçlarının moru ve çocukların uçurtmalarındaki bütün renkler, kasabanın üzerine neşeli bir örtü sererdi. Kasabanın en meraklı çocuğu Lalin, bu renkleri izlemeyi çok severdi. Renklerin her birinin farklı bir sesi olduğuna inanırdı: Sarı kıkırdar, mavi derin derin nefes alır, yeşil ise yapraklar gibi fısıldardı.

Bir pazar sabahı Lalin gözlerini açtığında odasındaki her şeyin griye dönüştüğünü gördü. Mor kurdelesi kül rengi, kırmızı topu sis rengi olmuştu. Pencereden baktığında Gökçınar’ın da aynı sessiz renge büründüğünü fark etti. Kasabanın çiçekleri açıyor, kuşlar ötüyor, insanlar konuşuyordu; ama hiçbir şey eskisi kadar canlı görünmüyordu.

Belediye meydanındaki eski çeşmenin önünde, elinde boş bir boya kovası tutan yaşlı saatçi Suna Nine’yi buldu. Suna Nine, çeşmenin taşına küçük bir not iliştirmişti. Notta şöyle yazıyordu: “Renkleri arayan, önce onları neden kaybettiğimizi anlamalı.”

“Renkleri kim aldı?” diye sordu Lalin.

Suna Nine başını gökyüzüne kaldırdı. “Kimse almadı,” dedi. “Renkler, uzun zamandır yalnızca kendilerine bakılmasından yoruldu. Herkes en parlak çiçeği, en güzel kurdeleyi, en göz alıcı evi istiyordu. Renkler de paylaşılmayı beklemek için saklandılar.”

Lalin bu sözleri düşünerek kasabanın dışındaki Eski Boya Değirmeni’ne doğru yola çıktı. Değirmen yıllardır çalışmıyordu. İçeride, raflara dizilmiş yüzlerce kavanoz vardı. Her kavanozun üzerinde bir renk adı yazıyordu; ancak hepsinin içi boştu. Tam o sırada tavandan yumuşak bir ses geldi.

“Bir rengi geri getirmek için ne verebilirsin?”

Lalin yukarı baktı. Tavandaki kirişte, kanatları kâğıttan yapılmış küçük bir kuş duruyordu. Kuşun adı Pırpır’dı. Renklerin koruyucusu olduğunu ve renkleri zorla geri getiremeyeceğini anlattı. Renkler ancak kasaba halkı birbirine güzel şeyler verdiğinde dönecekti. Bu güzelliklerin pahalı ya da büyük olması gerekmiyordu. Bir gülümseme, içten bir teşekkür veya bir başkasının işini kolaylaştırmak bile yeterliydi.

Lalin hemen meydana koştu. Önce fırıncı Ferit Usta’ya, tezgâhındaki ekmeklerin mis gibi koktuğu için teşekkür etti. Ferit Usta şaşırdı, sonra gülümsedi. O anda meydanın bir köşesinde minicik sarı bir parıltı belirdi. Lalin, sarı rengin geri döndüğünü anlayınca herkese seslendi.

Kasaba halkı bir araya geldi. Terzi Nilda, komşusunun sökük çantasını dikti. Bahçıvan Rauf, susuz kalan fideleri sulamak için kovasını paylaştı. İkiz kardeşler Yaman ile Yelda, oyun sıralarını küçüklerle değiştirdi. Suna Nine, yıllardır kuramadığı saati onarmayı öğrenmek isteyen çocuklara kapısını açtı. Her iyilikle gökyüzünde yeni bir renk beliriyor, renklerin sesi yeniden duyuluyordu.

Fakat gökyüzünün ortasında hâlâ büyük, gri bir boşluk vardı. Lalin, bunun hangi rengin yeri olduğunu bilemedi. Pırpır, “Bazen en önemli renk, kimsenin tek başına taşıyamayacağı kadar büyüktür,” dedi.

Lalin kasaba halkından ellerindeki boya kavanozlarını meydana getirmelerini istedi. Herkes, geri dönen renklerden bir damlayı ortak bir kaba bıraktı. Sarı, mavi, yeşil, pembe ve turuncu damlalar birbirine karıştı. Hiçbir renk kaybolmadı; hepsi birlikte yepyeni, ışıl ışıl bir renk oluşturdu. Bu renk, sabahın ilk ışığıyla akşamın son parıltısı arasında duran yumuşak bir mercan rengine benziyordu.

Gri boşluk da mercan rengiyle doldu. O anda kasabanın bütün renkleri daha parlak, sesleri daha neşeli oldu. İnsanlar, güzelliğin yalnızca sahip olunan bir şey değil, paylaşıldıkça çoğalan bir armağan olduğunu anladı.

O günden sonra Gökçınar’da her pazar, Renk Paylaşma Günü olarak kutlandı. Çocuklar yaptıkları resimleri birbirlerine verdi, büyükler güzel sözlerini saklamadı. Lalin ise Eski Boya Değirmeni’nin kapısına şu cümleyi astı: “En canlı masal, herkesin bir cümlesiyle yazılır.” Masal okumak isteyenler için kasabada küçük bir masal sitesi kuruldu; orada her hafta, iyilikle büyüyen yeni bir öykü anlatıldı. Böylece renkler bir daha hiç kaybolmadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu