Kalbin Renk Değiştiren Köprüsü

Uzaklarda, suları sabahları pembe, akşamları turuncu görünen Ilıgöl’ün kıyısında Minikayak adlı bir kasaba vardı. Kasabanın en şaşırtıcı yeri, gölün iki yakasını birleştiren taş köprüydü. Bu köprü, üzerinden geçenlerin kalbinde taşıdığı duyguya göre renk değiştirirdi. Neşeli biri yürürse sarıya, huzurlu biri yürürse maviye, özlem duyan biri yürürse mora dönüşürdü.
Kasabada Ekin adında meraklı bir çocuk yaşardı. Ekin, her sabah köprünün taşlarını süpürür, çatlak aralarına sıkışan yaprakları temizlerdi. Köprünün öte yanında ise Arda adında sakin ve iyi kalpli bir çocuk yaşardı. Arda, göl kıyısındaki yaşlı ağaçlara su taşır, yuvalarından düşen yavru kuşlara güvenli dallar bulurdu.
Ekin ile Arda birbirlerini uzun zamandır tanıyordu. Fakat ikisi de duygularını açıkça söylemeye çekiniyordu. Ekin, Arda’ya güzel bir şey vermek istediğinde heyecanlanıyor; Arda ise Ekin’i gördüğünde söyleyeceği cümleleri unutuyordu. Bu yüzden buluştuklarında çoğu zaman yalnızca gülümsüyor, sonra farklı yönlere bakıyordu.
Bir ilkbahar sabahı köprü hiç görülmemiş bir renge büründü. Taşlar, gökkuşağının bütün renklerini aynı anda parlatıyor, ortasında küçük bir ışık kalbi beliriyordu. Kasabanın en yaşlı sakini Bilge Meral, bastonuna dayanarak köprünün başına geldi.
“Bu, Sevgi Köprüsü’nün uyandığını gösterir,” dedi. “Yıllardır yalnızca iki kişinin kalplerinde aynı anda dürüst bir iyilik büyüdüğünde parlar. Ancak ışığının neden ortaya çıktığını anlamak için köprünün sakladığı üç emaneti bulmak gerekir.”
O gün Ekin ile Arda, emaneti birlikte aramaya karar verdi. İlk ipucu, köprünün taşlarından birinde yazılıydı: “İlk hediye, kendin için istemediğin hâlde başkasına ayırdığındır.” Bunun üzerine gölün kıyısındaki küçük sazlığa gittiler. Orada yaralı bir kaplumbağa gördüler. Ekin’in yanında çok sevdiği ballı çörek vardı. Arda’nın çantasında ise yolculuk için sakladığı tek elma bulunuyordu.
Ekin çöreğini ikiye bölüp kaplumbağanın önüne koydu. Arda da elmasını ince dilimlere ayırarak ona uzattı. Kaplumbağa güçlenip suya döndüğünde sazların arasında altın renkli bir tohum parladı. İlk emaneti bulmuşlardı.
İkinci ipucu onları kasabanın boş oyun alanına götürdü: “İkinci hediye, alkış beklemeden yapılan yardımdır.” O sırada rüzgâr, çocukların uçurtmalarını çalılıkların üzerine savurmuştu. Ekin ve Arda, kendi uçurtmalarını unutup herkesinkini dallardan kurtardılar. Çocuklar sevinçle teşekkür etti, fakat ikisi de bunun karşılığında bir şey istemedi. Çalılıkların dibinde gümüş bir düğme buldular.
Son ipucu, köprünün tam ortasında belirdi: “Üçüncü hediye, kalbinde sakladığın güzel sözü söylemektir.” Ekin’in yanakları ısındı. Arda, göle bakarak derin bir nefes aldı.
“Seninle karşılaşınca günüm daha aydınlık oluyor,” dedi Arda. “Bunu uzun zamandır söylemek istiyordum.”
Ekin gülümsedi. “Ben de senin iyiliğini gördükçe daha cesur olmayı öğreniyorum. Seni çok seviyorum, Arda.”
Bu sözler duyulur duyulmaz köprü, yumuşak bir ışıkla parladı. Altın tohum toprağa değdi, gümüş düğme havaya yükseldi ve ikisi birleşerek rengârenk bir çiçeğe dönüştü. Çiçekten yayılan ışık, gölün iki yakasındaki bütün evlerin pencerelerine kondu.
Bilge Meral, “Gerçek sevgi, kalpte saklanan bir sır değil; özenle davranılan, cesaretle söylenen ve paylaşıldıkça çoğalan bir iyiliktir,” dedi.
O günden sonra Ekin ile Arda her gün köprüde buluştu. Kimi zaman birlikte fidan diktiler, kimi zaman çocukların oyunlarına katıldılar. Köprü de onların kalplerindeki sevgiyi her sabah başka bir renkle anlattı. Minikayak halkı böylece öğrendi ki en güzel aşk masalları, büyük sözlerle değil, küçük iyiliklerle başlar.




