5 Yaş Masalları ve Hikayeleri Oku

Fısıltıları Toplayan Sarı Çizme

Güneşin her sabah portakal rengi bir ışıkla doğduğu Papatyaçayırı köyünde Ece adında neşeli bir çocuk yaşardı. Ece, yağmurdan sonra yürümeyi çok severdi. Çünkü çamurda yürürken çizmesi komik sesler çıkarırdı: Şap, şup, şap!

Bir sabah Ece, büyükannesinin sandığında tek bir sarı çizme buldu. Çizmenin üzerinde küçük mavi düğmeler, bağcıklarının ucunda da gümüş renkli boncuklar vardı. Ece çizmesini ayağına geçirince çizmecik hafifçe titredi.

“Şap!” dedi çizme. “Kaybolan sesleri bulmaya hazır mısın?”

Ece şaşkınlıkla eğilip çizmesine baktı. “Sesler kaybolur mu?” diye sordu.

“Bazen,” diye fısıldadı çizme. “İnsanlar birbirini dinlemeyi unutunca sesler saklanır.”

O gün köyde gerçekten tuhaf bir sessizlik vardı. Fırıncı Hasan Usta ekmekleri tepsiye koyuyor ama fırının neşeli tıkırtısı duyulmuyordu. Kediler miyavlıyor, fakat sesleri sanki pamuklara sarılmış gibi havada kayboluyordu. En kötüsü de köy meydanındaki çocuklar birbirleriyle konuşuyor, ama kimse karşısındakinin sözünü işitmiyordu.

Sessizliğin Peşinde

Ece sarı çizmesiyle meydana çıktı. Çizme yere her bastığında “şap, şup” diye ses verdi. Birden çeşmenin yanında minicik, gümüş bir fısıltı parladı. Ece elini uzatınca fısıltı avucuna kondu.

“Ben, çeşmenin şırıltısıyım,” dedi incecik bir ses. “Beni kimse dinlemeyince yaprakların arasına saklandım.”

Ece fısıltıyı çizmenin içine bıraktı. Çizme hafifçe parladı.

Sonra Ece, fırının önüne gitti. Bu kez un çuvalının arkasından sıcak bir ses çıktı:

“Ben, ekmeğin çıtırdayan kabuğuyum. Hasan Usta acele ederken beni duymadı.”

Ece bu sesi de dikkatle topladı. Yolda sarı bir kelebeğin kanat çırpışını, yaşlı bir kaplumbağanın sabırlı homurtusunu ve küçük bir serçenin şarkısının yarım kalan notasını buldu. Her sesi çizmesine koydukça köydeki sessizlik biraz daha inceliyordu.

Fakat son ses bir türlü ortaya çıkmadı. Bu, insanların birbirlerine söylemek isteyip de söyleyemedikleri güzel sözlerin sesiydi.

Ece meydanın ortasına oturdu. Çocuklara, büyüklere ve hayvanlara tek tek baktı. Sonra elini kulağına götürüp şöyle dedi:

“Herkes sırayla konuşsun. Diğerleri de sözünü bitirene kadar beklesin.”

Önce Hasan Usta öne çıktı. “Bugün ekmeklerim biraz fazla kızardı,” dedi. Yanındaki komşusu gülümsedi. “Ama kokusu çok güzel,” diye karşılık verdi.

Sonra küçük Mina, kardeşine teşekkür etmek istediğini söyledi. Kardeşi de onunla oyun oynamayı sevdiğini anlattı. Yaşlı değirmenci, yıllardır kimsenin sormadığı eski masalını paylaşmaya başladı. Herkes konuşurken diğerleri sessizce dinledi.

O sırada meydanın üzerinde sayısız renkli ışık belirdi. Güzel sözler, minik baloncuklar gibi havaya yükseliyor, sonra sarı çizmenin içine süzülüyordu. Çizme öyle parlak oldu ki köyün taşları bile altın gibi göründü.

Köyün Yeniden Duyduğu Şarkı

Ece bütün sesleri bir araya getirdiğinde çizme büyük bir “ŞAP!” diye yere bastı. Çeşme şırıldadı, fırın çıtırdadı, kelebek kanat çırptı. Kediler miyavladı, serçeler şarkı söyledi. Köy meydanı bir anda seslerle doldu.

Herkes birbirine bakıp sevinçle güldü. Çizme ise Ece’nin ayağından usulca çıktı ve sandığa geri döndü.

Ece, “Yine ne zaman ihtiyacımız olursa seni çağırabilir miyiz?” diye sordu.

Çizme, kapağın arasından son bir kez fısıldadı: “Beni aramanıza gerek yok. Birbirinizi gerçekten dinlediğiniz her yerde ben zaten varım.”

O günden sonra Papatyaçayırı köyünde konuşan herkes, önce dinlemeyi öğrendi. Ece de yağmurdan sonra yürürken sarı çizmenin sesini hatırladı. Şap, şup, şap! Bu ses, dostluğun en güzel adımlarından biriydi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu