Masallari oku

Fısıltı Değirmeninin Sessiz Unu

Çam kokulu tepelerin ardında, sabahları rüzgârla değil, değirmen kanatlarının fısıltısıyla uyanan Pınaraltı adında küçük bir köy vardı. Köyün ortasındaki eski değirmen, un öğütürken ninniler söyler, ekmek kokusuna karışan neşeli seslerle herkesi gülümsetirdi. Ne var ki bir pazartesi sabahı değirmen sustu. Kanatları dönüyor, taşları çalışıyor, fakat içinden tek bir kelime bile çıkmıyordu.

Köylüler önce değirmenin kapısını yağladı, sonra kanatlarını sildi. Usta marangoz tahtalarını kontrol etti. Fırıncı, taşların arasına kaçmış bir çakıl taşı aradı. Hiçbiri işe yaramadı. Değirmen sessizce un öğütmeye devam etti. Köyde ekmek pişiyor, sofralar kuruluyordu ama eski neşe ortadan kaybolmuştu.

On yaşındaki Aras, değirmenin yanındaki dereye her gün küçük taşlar dizerdi. O sabah taşların arasında gümüş renkli, incecik bir un tanesi gördü. Bu tane rüzgâr olmadığı hâlde kıpırdadı ve değirmenin kapısına doğru yuvarlandı. Aras onu avucuna almak üzere eğildiğinde derinden gelen bir ses duydu:

“Beni susturan şey, gürültü değil; duyulmayan sözlerdir.”

Aras şaşkınlıkla çevresine baktı. Ses, değirmenin içinden geliyordu. Kapıyı açınca karanlıkta asılı duran üç çuval gördü. Birinin üzerinde “Söylenmeyenler”, diğerinde “Dinlenmeyenler”, üçüncüsünde ise “Unutulanlar” yazıyordu. Çuvalların içi unla dolu değildi. Her birinden minicik ışıklar sızıyor, ışıklar bazen iç çekişe, bazen yarım kalmış bir şarkıya benziyordu.

Değirmenin Sakladığı Sözler

Aras, değirmenin ruhuna ne olduğunu sordu. Değirmen şöyle anlattı: “Yıllardır köyde herkes aynı anda konuşmaya başladı. Fırıncı, çocukların önerilerini duymadan kendi tarifini anlattı. Çocuklar, yaşlıların eski hikâyelerine gülüp sözlerini yarıda kesti. Komşular birbirlerine teşekkür edecek zaman bulamadı. Ben de duyulmayan bütün sözleri öğütüp bu çuvallarda sakladım. Fakat çuvallar dolunca sesim kayboldu.”

Aras, çuvalları tek başına açmanın doğru olmayacağını anladı. Köy meydanına gidip herkesi çağırdı. Önce kimse onu dinlemedi; herkes kendi derdini anlatıyordu. Aras küçük bir tahta kaşığı eline aldı ve kaşığı yere bıraktı. Çıkardığı ince ses, konuşmaların arasında kayboldu. Bunun üzerine Aras, “Bu kaşığın sesini duyan kişi, şimdiye kadar dinleyemediği birini dinlesin,” dedi.

İlk olarak fırıncı Numan Usta, yaşlı değirmenci Saniye Hanım’ın yanına oturdu. Saniye Hanım, değirmenin eskiden çocukların kahkahalarını nasıl ezgiye dönüştürdüğünü anlattı. Sonra çocuklar, fırıncının her ekmeği neden farklı biçimde pişirdiğini sordu ve onun, herkesin sevdiği tadı bulmak için yıllarca deneme yaptığını öğrendi. Komşular da birbirlerinin yarım kalmış sözlerini tamamlamadan, yalnızca dinlemeye başladı.

Her dinlenen sözle birlikte değirmendeki çuvallar hafifledi. “Söylenmeyenler” çuvalından bir ışık çıkıp meydandaki kuru çeşmenin üzerine kondu. “Dinlenmeyenler” çuvalı açılınca köyün kuşları aynı anda ötmeye başladı. “Unutulanlar” çuvalından ise teşekkürler, özürler ve küçük sevinçler yükseldi. Bu sözler gökyüzüne dağılıp pırıl pırıl noktalar hâline geldi.

Son çuval da boşalınca değirmenin kanatları hızla dönmeye başladı. Taşların arasından yumuşacık bir melodi yayıldı. Melodi, herkesin kendi sesinden küçük bir parça taşıyordu; fırıncının neşesi, Saniye Hanım’ın sabrı, çocukların merakı ve Aras’ın dikkatli sessizliği aynı şarkıda buluşmuştu.

O günden sonra Pınaraltı’nda her akşam “Dinleme Saati” düzenlendi. Meydana gelen kişi, önce yanında oturanın sözünü dinliyor, sonra kendi düşüncesini paylaşıyordu. Değirmen yeniden fısıldıyor, fakat artık yalnızca un değil, köyün güzel anılarını da öğütüyordu. Aras ise gümüş renkli o minicik unu değirmenin kapısına serpti. Rüzgâr onu köye dağıttı ve herkes şunu hatırladı: Bazen dünyayı değiştiren en güçlü söz, dikkatle dinlenen sessiz bir kalpten doğar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu