Bulut Fenerini Taşıyan Küçük Peri

Uçuşan Çiçekler Vadisi’nde, yalnızca gün batımından sonra görünen küçük bir peri köyü vardı. Evlerin çatısı mantardan, pencereleri ay ışığından, kapıları ise örümcek ipeğinden yapılmıştı. Bu köyde Lora adında, kanatları lavanta renginde bir peri yaşardı. Lora’nın en sevdiği şey, geceleri gökyüzünü seyretmekti.
Bir akşam, gökyüzünde tuhaf bir sessizlik oldu. Yıldızlar eskisi kadar parlamıyor, Ay’ın çevresindeki ışık halkası giderek soluyordu. Köyün yaşlı bilgesi Miray, kristal küresine bakıp derin bir nefes aldı.
“Bulut Feneri kaybolmuş,” dedi. “Bu fener, yıldızların ışığını gökyüzüne taşır. Onu bulamazsak sabahın yolu bile gecikebilir.”
Köydeki periler birbirine baktı. Fener, Yedi Rüzgâr Tepesi’nin ardındaki sisli bahçede saklanıyor olabilirdi. Fakat oraya giden yol, yön değiştiren patikalarla doluydu. Lora, küçük ellerini kaldırdı.
“Ben arayabilirim,” dedi. “Işığın yeniden parlamasına yardım etmek istiyorum.”
Miray ona gümüşten bir pusula verdi. Pusulanın ibresi kuzeyi değil, iyiliği gösteriyordu. Ardından Lora’ya üç öğüt söyledi: “Yalnızca gözlerinle değil, kalbinle de bak. Yardım isteyenleri duymazdan gelme. Bulduğun ışığı tek başına saklama.”
Lora, çantasına üç ballı çörek koyup yola çıktı. İlk durağı, rüzgârın sürekli yön değiştirdiği Fısıltı Ovası’ydı. Pusula bir sağa, bir sola dönüyor; Lora hangi patikayı izleyeceğini anlayamıyordu. Tam o sırada, çimenlerin arasından ince bir ses duydu.
“Kanadım dikenlere takıldı. Beni çıkarabilir misin?”
Sesin sahibi, tüyleri gümüş benekli minicik bir kirpiydi. Lora hemen eğilip dikenleri ayırdı. Kirpi özgür kalınca burnuyla bir patikayı gösterdi.
“İyilik yapılan yerde yollar daha açık görünür,” dedi.
Lora, kirpiyle çöreklerinden birini paylaştı ve gösterilen yola girdi. Bir süre sonra karşısına, üzerinde gök mavisi harflerle “Sadece en hızlı olan geçebilir” yazan taş bir köprü çıktı. Köprünün başında ise yaşlı bir kaplumbağa duruyordu.
“Ben yavaşım,” dedi kaplumbağa. “Karşıya geçmeme yardım eder misin?”
Lora’nın aklına, feneri bir an önce bulması gerektiği geldi. Yine de kaplumbağayı geride bırakmadı. Onu dikkatle izleyerek köprüden birlikte geçtiler. Taştaki yazı bir anda değişti: “En hızlı değil, en düşünceli olan yolu tamamlar.” Köprü, rengârenk çiçeklerle aydınlandı.
Akşam yaklaşırken Lora, Yedi Rüzgâr Tepesi’nin ardındaki sisli bahçeye ulaştı. Bahçenin ortasında, dalları gümüş yapraklarla dolu yaşlı bir söğüt vardı. Bulut Feneri söğüdün en yüksek dalına asılmış, ancak çevresini yoğun bir sis sarmıştı.
“Feneri neden saklıyorsun?” diye sordu Lora.
Söğüt, yapraklarını usulca salladı. “Onu çalmadım. Fenerin ışığı, herkes yalnızca kendisi için istediğinde sönmeye başladı. Yıldızlar birbirinden ışık bekliyor ama kimse ilk parıltıyı paylaşmıyordu.”
Lora çantasından kalan çörekleri çıkardı. Birini söğüdün köklerine, diğerini sisin içinde bekleyen kelebeklere verdi. Son çöreği de kendisiyle gelen kirpi ve kaplumbağayla paylaştı. Sonra avuçlarını gökyüzüne açıp küçük, yumuşak bir ışık oluşturdu.
“Bir ışık küçücük olsa bile paylaşılınca çoğalır,” dedi.
Kirpi parlayan burnunu, kaplumbağa kabuğundaki ay desenini, Lora da lavanta kanatlarını ışığa kattı. Sis önce ince bir tül gibi aralandı, sonra tamamen dağıldı. Bulut Feneri gökyüzüne yükselerek yüzlerce yıldızın arasından geçti. Her yıldız, aldığı ışığın bir bölümünü komşusuna verdi.
O gece gökyüzü, daha önce hiç olmadığı kadar parlaktı. Lora köye döndüğünde bütün periler onu sevinçle karşıladı. Miray, fenerin neden yeniden yandığını sorduğunda Lora gülümsedi.
“Işığı bulmadım,” dedi. “Onu paylaşan kalpleri buldum.”
O günden sonra Uçuşan Çiçekler Vadisi’nde her peri, akşam olduğunda penceresine küçük bir ışık koydu. Kimi bunu bir dosta, kimi yorgun bir yolcuya, kimi de sessizce gökyüzüne armağan etti. Yıldızlar da her gece cevap verdi; çünkü gerçek peri masalları, en parlak büyünün iyilikten doğduğunu bilenlerin kalbinde yaşamaya devam eder.




