Badem Ağacının Cebindeki Minik Harita

Güneş, Ilısu Köyü’nün damlarına altın renkli ışıklar bırakırken Bade erkenden uyandı. Penceresini açınca bahçedeki yaşlı badem ağacının dallarının hafifçe sallandığını gördü. Ağaç, her bahar beyaz çiçeklerle süslenir, yaz gelince de tatlı bademler verirdi. Fakat o sabah dallardan biri, sanki Bade’ye el sallıyormuş gibi yavaşça eğildi.
Bade ayakkabılarını giyip bahçeye çıktı. Ağacın gövdesinde daha önce hiç fark etmediği küçük, yuvarlak bir kovuk vardı. Kovuktan incecik bir kâğıt parçası görünüyordu. Bade kâğıdı dikkatle çekti. Üzerinde renkli çizgiler, üç küçük yıldız ve kıvrımlı bir yol vardı. Köşesinde de şu cümle yazıyordu: Neşeyi arayan, önce başkasının sesini dinlesin.
Bade haritayı avucuna aldı. O gün köyde tuhaf bir sessizlik vardı. Çocuklar oyun oynarken eskisi kadar gülmüyor, fırıncı Rıza Amca ekmeklerini sessizce diziyor, çeşmenin yanında oturan ninesi bile şarkı söylemiyordu. Sanki köyün kahkahası görünmez bir sepete konmuş ve uzaklara götürülmüştü.
Haritanın Gösterdiği Yol
Haritadaki ilk yıldız, köy meydanındaki eski çeşmeyi gösteriyordu. Bade oraya gidince çeşmenin yanında küçük bir serçe gördü. Serçe kanadını kaldırıp boş bir yemliğe bakıyordu. Bade hemen evden biraz buğday getirdi. Serçe yemini yerken Bade sessizce bekledi. Kuş, başını yana eğip cıvıldadı. Bu ses, haritadaki yolun ilk çizgisini parlatıverdi.
İkinci yıldız, değirmenin arkasındaki mor çitin yanındaydı. Orada, sepeti devrilmiş olan Zeliş Teyze’yi gördü. Elmalar yola saçılmıştı. Bade tek tek elmaları topladı ve sepeti birlikte taşımayı önerdi. Zeliş Teyze derin bir nefes aldı. Sonra çocukluğunda öğrendiği komik bir tekerlemeyi anlattı. Bade tekerlemeyi dinlerken gülümsedi, Zeliş Teyze de uzun zamandır ilk kez kahkaha attı.
Haritanın yolu şimdi köyün dışındaki küçük tepeye uzanıyordu. Bade tepeye çıkarken taşların arasında ağlayan bir oğlak gördü. Oğlağın mavi kurdelesi dikenli bir çalıya takılmıştı. Bade eğilip kurdeleyi dikkatle çözdü. Oğlak zıplayarak annesine koştu. Annesi sevinçle meledi. Tepedeki otlar bu sesle dalgalandı ve üçüncü yıldız ışıl ışıl parladı.
Gizli Sepet
Haritanın son çizgisi, badem ağacının arkasındaki yuvarlak kayanın önünde bitiyordu. Bade taşı kaldırınca altında küçük bir sepet buldu. Sepetin içinde ne altın ne de değerli taş vardı. İçinde köyden duyduğu seslerin küçük resimleri duruyordu: serçenin cıvıltısı, Zeliş Teyze’nin tekerlemesi, oğlağın neşeli melemesi ve Bade’nin yardım ederken söylediği yumuşak sözler.
O anda yaşlı badem ağacı yapraklarını hışırdattı. Rüzgâr, sepetteki resimleri köyün üzerine taşıdı. Serçenin sesi çeşmenin yanında duyuldu. Zeliş Teyze’nin tekerlemesi fırının önünde yankılandı. Oğlak yeniden zıpladı. Köydeki herkes birbirine bakıp gülümsemeye başladı. Kahkahalar birdenbire değil, küçük küçük geri döndü. Çünkü neşe, bir yerde saklanmamıştı; dinlenen, paylaşılan ve iyilikle çoğalan seslerin içindeydi.
Bade sepeti ağacın kovuğuna geri koymak istedi. Fakat kâğıt harita artık yoktu. Kovuğun içinde taze bir badem duruyordu. Bade bademi toprağa ekti ve yanına minicik bir tahta levha koydu: Burada güzel sesler büyür.
O günden sonra Ilısu Köyü’nde herkes birbirini biraz daha dikkatle dinledi. Çeşmenin başında serçelere yem verildi, elmaları düşenlere yardım edildi, küçük oğlakların kurdeleleri dikenlerden uzak tutuldu. Badem ağacı da her bahar çiçek açtığında dallarını eğip Bade’ye selam verdi. Bade ise her sabah önce çevresindeki sesleri dinledi; çünkü en güzel kahkahaların, iyi kalpli bir kulağın yanında filizlendiğini biliyordu.




