Kötülükler Kralı Masalı

Bir zamanlar uzak bir köyün yakınında
Uzun çam ağaçlarının, küçük tarlaların ve kiremit çatılı evlerin olduğu bir yerde, tepesinde siyah kule olan eski bir kale yükselirdi. Kasabanın yaşlıları oradan yayılan uğultudan söz eder, çocuklar ise birbirlerine korku hikâyeleri anlatırlardı. Bu kalenin hükümdarı kendisine “Kötülükler Kralı” diyen yalnız biriydi.
Kötülükler Kralı kimdi?
Kral, saçları dağınık, gözleri hep karanlığa bakan bir kişi değildi sadece. O, küçük kötülüklerin, küskünlüklerin ve kötü şakaların yöneticisi olduğunu düşünürdü. Pencereden köye bakıp gölge gibi dolaşan kuşları, geceleri kapı eşiğine terk edilen küçük taşları, tarlalara karışan soğuk rüzgârları kendi eserleri zannederdi.
Her sabah sarayının balkonundan bakar, “İşte benim gücüm!” derdi. Fakat gerçekte güç sandığı şeylerden yalnızca biri vardı: insanlarla arasındaki bağın kopması. İnsanların birbirine ettiği güzel sözleri hiç duymuyordu, çünkü kulenin duvarları bunları içeri almıyordu.
Bir çocuğun merakı
Köyün çocuklarından Deniz, en meraklı olanıydı. Diğerleri kuleyi ve kralı korkunç bulurken Deniz, ‘‘Neden kimse onu tanımıyor? Belki de yalnızdır,’’ diye düşünürdü. Bir gün elinde küçük bir ekmek, cebinde birkaç kuru üzümle kaleye doğru yürüdü. Annesine gidip izin almıştı; annesi de ona, ‘‘İyi niyetinle git, ama dikkatli ol,’’ demişti.
Deniz, kalenin kapısına yaklaştığında kapı ağır ağır aralandı. İçeriden beklemediği kadar yumuşak bir ses duydu: ‘‘Gelen var mı? Kim o?’’ Deniz derin bir nefes aldı ve elindekileri göstererek, ‘‘Selam, ben Deniz. Biraz ekmek getirdim. Belki açtır?’’ dedi.
Küçük bir konuşma, büyük bir değişim
Kral önce şaşırdı, sonra güldü. Çünkü hiç kimse ona bu şekilde yaklaşmamıştı. Deniz nasıl olduğunu sordu; kral kendi gücünü, yalnızlığını ve insanların ondan korktuğunu anlattı. Deniz sessizce dinledi ve cevap verdi: ‘‘İnsanlar korktuğu için uzak duruyorsa, belki de biz onlara neden korktuklarını anlatmalıyız. Bazen bir gülümseme bile çok şey değiştirir.’’
Deniz, kralı yemeğe davet etti. Kral ilk başta tereddüt etti, ama açtı kapılarını. Yemekte kral masaya bakarken, Deniz diğer köylülerin ona nasıl davrandığını, çocukların oyunlarına neden alınmadığını anlattı. Kral hiç düşünmemişti: Belki de kötü davranışlar bir gösteriden ibaretti; o gerçek bir parça eksikti—arkadaşlık.
Oyun ve iyilik
Ertesi gün Deniz, birkaç arkadaşıyla birlikte kaleye döndü. Çocuklar kralın önünde oyun oynadılar, şarkılar söylediler, küçük danslar yaptılar. Kral önce mahcup oldu; sonra gülümsedi. O gülümseme, kulenin karanlık odalarında kaybolmuş güneş gibiydi. Zamanla köylüler de merak edip gelmeye başladı. Kralın yaptığı küçük şakalar artık kimseyi incitmiyordu çünkü herkes birbirine daha nazik davranmayı öğrenmeye başlamıştı.
Kralın gerçek gücü
Kral kısa zamanda anladı ki gerçek güç korku yaratmakta değil, insanların kalplerine dokunabilmekteydi. Kötülük sandığı şeylerin çoğu, aslında yalnızlığın ve yanlış anlaşılmanın ürünüydu. Kral, taç yerine küçük bir başlık taktı; kralın adı değişmedi belki, ama davranışları değişti. Günler geçtikçe kulede çiçekler açtı, pencerelerden şarkılar yükseldi. Kral en çok çocukların gülüşlerini sever oldu.
Masaldan alınacak dersler
- Birine güler yüz göstermek, en küçük ama en güçlü iyiliktir.
- Korku ve yalnızlık çoğu zaman yanlış anlaşılmalardan doğar; konuşmak onları paylaşır.
- Küçük bir merhamet hareketi, büyük değişimlerin başlangıcı olabilir.
Son söz
Bu masal bize, insanların davranışlarının arkasında bazen görünmeyen duygular olduğunu hatırlatır. Eğer birisi size kötü davranıyorsa, bunu hemen kötülük olarak yaftalamak yerine nedenini anlamaya çalışmak iyi bir adım olabilir. Deniz gibi meraklı ve cesur bir kalp bazen dünyayı değiştirebilir.




