Geceyi Ören Mor İplik

Lalin, gündüzleri renkli düğmeler satan küçük bir dükkânda çalışan, geceleri ise gökyüzünü dinlemeyi seven bir çocuktu. Yaşadığı evin penceresi, tepelerin ardında yükselen aya bakardı. Lalin her akşam yatağına uzanır, yıldızların birbirine fısıldadığını düşünürdü. Fakat o gece uykusu bir türlü gelmedi. Odanın içinde hafif bir çıtırtı duyuluyor, sanki biri görünmez bir kumaş dokuyordu.
Çıtırtının peşinden giden Lalin, pencerenin önünde incecik mor bir iplik buldu. İplik, ay ışığında parlıyor ve arada bir kıpırdıyordu. Lalin onu eline alınca iplik usulca çekildi. Önce pencere pervazına, sonra bahçedeki erik ağacına, oradan da gecenin karanlığına doğru uzandı.
“Beni izlersen ne ördüğümü görürsün,” diye fısıldadı iplik.
Lalin şaşırdı ama korkmadı. Üzerine yumuşak hırkasını geçirdi, terliklerini giydi ve bahçeye çıktı. Ay, çimenlerin üzerine gümüş renkli yuvarlaklar bırakıyordu. Mor iplik, Lalin’i kasabanın dışındaki eski değirmene götürdü. Değirmenin kanatları dönmüyor, pencerelerinden de solgun bir ışık süzülüyordu.
İçeride Lalin, tavana asılmış yüzlerce iplik gördü. Kimi sarı, kimi turuncu, kimi de deniz mavisiydi. Hepsi gökyüzüne uzanıyor, fakat bazıları düğümlenmiş halde sallanıyordu. Değirmenin ortasında, başında gümüş tokalı küçük bir baykuş oturuyordu.
“Benim adım Tıkır,” dedi baykuş. “Her gece insanların güzel düşlerini yıldızlara bağlarım. Böylece çocuklar uyurken umutlu rüyalar görür. Ancak bu gece düş iplikleri birbirine karıştı. Eğer düğümler çözülmezse sabah olduğunda gökyüzü renksiz kalacak.”
Lalin tavana baktı. Bazı iplikler aceleyle çekilmiş gibi gerilmiş, bazıları da birbirine dolanmıştı. Bir düğümün ucunda cesur bir çocuğun düşü, başka bir düğümde ise uzak denizleri görmek isteyen bir kızın hayali parlıyordu. Lalin hemen iplikleri ayırmaya başladı.
İlk düğüm öyle sıkıydı ki parmakları acıdı. Tıkır, “Gücün yetmiyorsa daha çok çek,” dedi. Lalin ise düğümü zorlamak yerine onu dikkatle inceledi. İpliğin bir halkasının içinden incecik bir gümüş tel geçtiğini fark etti. Teli gevşetince düğüm kendiliğinden açıldı.
İkinci düğümde iki düş birbirine küsmüş gibiydi. Biri yüksek dağlara çıkmak, diğeri sessiz bir gölün kıyısında resim yapmak istiyordu. Lalin iki ipliği yan yana getirip aralarına küçük bir bağ attı.
“Birlikte de olabilirler,” dedi. “Dağların ardında göller, göllerin kıyısında da yollar bulunur.”
İplikler bunu duyunca parladı. Mor ışık değirmenin duvarlarında dans etti. Lalin, sabaha kadar düğüm çözdü. Kimi zaman sabırla bekledi, kimi zaman bir düğümü ters çevirip yeniden denedi. Her çözülen iplik, gökyüzünde yeni bir yıldız yakıyordu.
Sonunda en büyük düğüme ulaştılar. Bu düğüm, bütün ipliklerin ortasındaydı ve diğerlerinden farklı olarak karanlık görünüyordu. Tıkır başını eğdi.
“Bu, unutulmuş bir düş,” dedi. “Sahibi onu hatırlamadığı için ışığını kaybetmiş.”
Lalin düğümü avuçlarının içine aldı. İçinden ne bir ses ne de bir görüntü geliyordu. Yalnızca sıcacık, küçük bir his vardı. Lalin gözlerini kapatıp düşündü. Belki bu düş, birinin yeniden gülmeyi öğrenmesiyle; belki bir dostun elini tutmasıyla; belki de kendine inanmasıyla ilgiliydi.
“Bence her düş, hatırlanmayı beklemek zorunda değil,” dedi Lalin. “Bazen biri ona yeniden inanırsa ışık bulabilir.”
Bu sözlerle düğüm çözüldü. İçinden yumuşak bir ışık yükseldi ve bütün ipliklere yayıldı. Değirmenin kanatları dönmeye başladı. Dışarıda gökyüzü mor, pembe ve altın renklerle parladı.
Tıkır, Lalin’e küçük bir iplik makarası verdi. “Ne zaman bir çocuğun umudu azalırsa, bu iplikten bir parça ör,” dedi. “Örülen her ilmek, gecenin bir yerinde ışığa dönüşür.”
Lalin eve döndüğünde annesi hâlâ uyuyordu. Çocuk yatağına uzandı, mor ipliği yastığının altına koydu ve gözlerini kapattı. O gece rüyasında, yıldızlardan yapılmış uzun bir köprüde yürüdü. Köprünün sonunda bekleyen bütün çocuklara, gökyüzünün aslında unutulmuş düşlerle değil, yeniden kurulan umutlarla aydınlandığını anlattı.
Sabah olduğunda mor iplik ortadan kaybolmuştu. Fakat Lalin’in odasının tavanında, daha önce hiç görmediği küçük bir yıldız parlıyordu. O günden sonra ne zaman bir çocuk güzel bir düş kursa, gecenin bir yerinde ince bir çıtırtı duyuldu. Çünkü gökyüzü, Lalin’in ördüğü ilk ilmeği hâlâ saklıyordu.




