Bir Gece Masalı

Uykusunu Arayan Gece Saati

Kasabanın en yüksek çatısında, kimsenin artık bakmadığı eski bir saat dururdu. Saatin akrep ve yelkovanı tam gece yarısını gösterir, fakat bir türlü ilerlemezdi. Bu yüzden kasabadaki geceler birbirine benzer, yıldızlar aynı yerde asılı kalır, sabahın gelmesi bile biraz unutkan görünürdü.

On iki yaşındaki Nehir, her gece penceresinden o saate bakardı. Bir gece, herkes uyuduktan sonra saatten incecik bir ses duydu: “Ben zamanı değil, uykumu kaybettim.” Nehir şaşırsa da korkmadı. Hırkasını giyip çatıya çıktı. Saatin yuvarlak yüzünde, daha önce hiç görmediği küçük gümüş bir kapı vardı.

Kapı açılınca içeriden yaşlı ama neşeli bir ses yükseldi. “Beni yeniden uyutacak üç şey bulmalısın,” dedi saat. “Bir çocuğun içten kahkahası, paylaşılmış bir iyilik ve kimsenin fark etmediği güzel bir düşünce.” Nehir, bunları bulmadan saatin çalışmayacağını anladı. Üstelik sabaha yalnızca bir gece kalmıştı; çünkü saat sonsuza kadar durursa kasabanın düşleri de uyanamayacaktı.

Ay Işığında Üç Arayış

Nehir önce değirmenin yanındaki küçük eve gitti. Orada, gülmeyi uzun zamandır unutan Cemil Amca yaşardı. Nehir, cebindeki tahta kaşığı çıkarıp ona geceleri süt içen bir kedinin taklitlerini yapmaya başladı. Kedinin bıyıklarını süt köpüğüne batırıp aynada kendine şaşırmasını öyle komik anlattı ki Cemil Amca önce gülümsedi, sonra kahkahaya boğuldu. Kahkahanın içinden minicik altın bir kıvılcım yükseldi ve Nehir’in avucuna kondu.

İkinci şey için kasabanın sessiz meydanına yöneldi. Meydandaki çeşmenin yanında, yağmurdan ıslanmış bir sepet buldu. Sepette, sabah pazara götürülecek ekmekler vardı. Nehir ekmekleri kuru bir saçak altına taşıdı. Tam o sırada uykusundan uyanan fırıncı, sepetin başına geldi. “Bunları kurtardın,” dedi. Nehir başını sallayıp, “Ekmekler hepimiz için,” diye karşılık verdi. Fırıncı da ona sıcak çöreklerden birini verdi. Paylaşılan çöreğin buharından gümüş bir damla oluştu.

Üçüncü şeyi bulmak daha zordu. Nehir sokakları dolaştı, kapılara, taş duvarlara ve bacalardan yükselen dumanlara baktı. Kimsenin fark etmediği güzel bir düşünce nerede saklanabilirdi? Sonunda kasabanın kenarındaki boş arsaya geldi. Orada, her gece tek başına ayı izleyen yaşlı bir köpek gördü. Köpek, kulübesinin önündeki kuru toprağa burnuyla küçük bir çember çizmişti. Çemberin içinde tek bir papatya filizleniyordu.

Nehir diz çöktü. Köpek, papatyanın üzerine basılmasın diye her gece çevresinde nöbet tutuyordu. Kimse bunu görmüyor, köpek de karşılığında hiçbir şey beklemiyordu. Nehir, aradığı güzel düşüncenin bu olduğunu anladı: Küçücük bir canlıyı, yalnızca büyüyebilmesi için korumak. Papatyanın yapraklarından, ay ışığı gibi berrak bir tüy yükseldi.

Saatin Uyanışı

Nehir üç armağanla çatıya döndüğünde gökyüzü lacivertten mora dönmeye başlamıştı. Gümüş kapı hâlâ açıktı. Nehir altın kıvılcımı, gümüş damlayı ve berrak tüyü saatin içindeki üç boşluğa yerleştirdi. Bir an hiçbir şey olmadı. Sonra saatin içinden derin bir iç çekiş duyuldu.

Akrep hafifçe kıpırdadı. Yelkovan onun ardından yürüdü. Saat, sanki uzun bir uykudan kalkmış gibi esnedi ve ilk kez yumuşak bir çan sesi çıkardı. Bu ses bütün kasabaya yayıldı. Kımıldamayan yıldızlar yer değiştirdi, bulutlar ağır ağır ilerledi, karanlığın kıyısında sabahın pembe ışığı belirdi.

“Beni sen uyandırmadın,” dedi saat. “İnsanların birbirine verdiği neşeyi, iyiliği ve sessiz sevgiyi fark ettin. Zaman, bunlar hatırlandığında yeniden akmaya başlar.”

Nehir aşağı indiğinde kasaba halkı uyanıyordu. Cemil Amca gülümseyerek penceresini açtı, fırıncı meydanda çörek dağıttı, yaşlı köpeğin papatyası ise güneş doğmadan çiçeklendi. O günden sonra kasabadaki herkes, gecenin yalnızca karanlıktan ibaret olmadığını öğrendi. Nehir de her gece gökyüzüne bakıp saatin sesini dinledi. Çünkü bir gece masalı, bazen en sessiz iyiliğin sabaha bıraktığı ışıktı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu