Aile Masalları

Evlerinin İçinde Büyüyen Küçük Bahçe

Kasabanın en sessiz sokağında, pencereleri sarmaşıklarla çevrili sarı bir ev vardı. Bu evde Ada, kardeşi Aras, anneleri Lale ve babaları Cem yaşardı. Bir zamanlar akşamları aynı sofrada uzun uzun konuşurlar, gün içinde yaşadıkları güzel şeyleri birbirlerine anlatırlardı. Son zamanlarda ise herkesin aklı başka yerdeydi. Lale dikişleriyle, Cem işteki hesaplarıyla, Ada okul ödevleriyle, Aras da oyuncak trenleriyle meşguldü.

Akşam yemeklerinde kaşık sesleri duyulur, fakat kimse diğerinin sözünü tam olarak dinlemezdi. Ada bir gün okulda yaptığı resmi anlatmaya çalıştı; Cem dalgın dalgın başını salladı. Aras tren yolunun neden sürekli devrildiğini söylemek istedi; Lale, “Biraz sonra dinlerim,” dedi. O “biraz sonra”lar çoğaldıkça evin içindeki neşe de sanki ince bir ip gibi uzakta kalmaya başladı.

Bir cumartesi sabahı, anneanneleri Nergis Hanım onları ziyarete geldi. Elinde üzerinde küçük yaprak desenleri bulunan, eski bir seramik saksı taşıyordu. Saksının içinde yalnızca bir avuç koyu toprak vardı.

“Bu, ailenizin unutulmuş bahçesi,” dedi Nergis Hanım. “Toprağı yıllar önce dedeniz hazırladı. İçine bir tohum bırakmıştı ama bu tohum yalnızca birlikte yapılan iyilikleri sever. Evde herkes birbirini gerçekten dinler, elinden geleni paylaşır ya da gönülden yardım ederse filizlenir.”

Aras saksıya eğilip toprağı kokladı. “Peki çiçek açınca ne olacak?” diye sordu.

“Bunu çiçek açtığında görürsünüz,” diye gülümsedi Nergis Hanım. “Ama unutmayın, bahçeler aceleyle büyümez.”

O gün aile, saksıyı mutfağın pencere önüne koydu. İlk başta herkes tohumun büyümesini bekledi. Ada toprağı her saat kontrol etti, Aras ona cetvelle ölçüm yapmaya kalktı. Cem su kabını hazırladı, Lale de güneş alması için perdeyi açtı. Fakat gün boyunca kimse diğerinin anlattığı şeylere gerçekten kulak vermedi. Akşam olduğunda toprak hâlâ sessizdi.

Ertesi gün Ada, Aras’ın tren yolunu onarmaya karar verdi. Aras da onun yarım kalan resmine yeni renkler seçti. Birlikte çalışırken Ada, kardeşinin trenlerin yönlerini ezbere bildiğini öğrendi. Aras ise ablasının resminde neden hep küçük pencereler çizdiğini sordu. Ada, pencerelerin insanları birbirine yaklaştırdığını düşündüğünü anlattı. İkisi konuşurken saksıdan minicik, yeşil bir kıvrım yükseldi.

Bu filizi görünce anneleri ve babaları da meraklandı. Lale, Cem’in bütün gün taşıdığı yorgunluğu fark etti; Cem de Lale’nin dikişlerinin arasında kendine ayıracak zaman bulamadığını anladı. O akşam sofrada herkes sırayla konuşmaya karar verdi. Söz alan kişi anlatırken diğerleri kaşıklarını bıraktı ve gözlerini ondan ayırmadı. Böylece Lale çocukluğundaki en sevdiği şarkıyı anlattı, Cem iş yerindeki zor bir işi nasıl çözdüğünü paylaştı.

Sabah saksıda iki yuvarlak yaprak vardı. Aile, bitkinin büyümesi için büyük işler yapmaları gerekmediğini anladı. Küçük şeyler de toprağa ışık taşıyordu. Cem, Aras’ın devrilen tren istasyonunu onardı. Lale, Ada’nın okul gösterisi için gereken kostümü birlikte dikti. Ada, annesine dikiş ipliklerini ayırmada yardım etti. Aras ise her akşam sofraya peçeteleri dizdi.

Günler geçtikçe bitki, evin içinde görünmez bir bahçe kurdu. Yeni yapraklar açıldığında aile birbirine teşekkür etmeyi, kırıldığında özür dilemeyi ve sevindiğinde sevincini paylaşmayı öğrendi. Sonunda bitkinin ucunda dört farklı renkte çiçek belirdi. Biri güneş sarısı, biri gökyüzü mavisi, biri mercan pembesi, diğeri de taze yaprak yeşiliydi.

Nergis Hanım çiçekleri görünce saksının yanına küçük bir tahta levha koydu. Üzerinde şu cümle yazıyordu: “Bir ev, duvarlarıyla değil, birbirine uzanan kalpleriyle yuva olur.”

Ada o günden sonra pencere resimlerine hep bir masa ekledi. Aras tren yolunu evin bütün odalarından geçirdi. Lale ve Cem ise her akşam sofrada bir sandalye boş bırakıp günün en güzel sözünü dinlediler. Çünkü aile masalları, uzak diyarlarda değil; bazen aynı evde yaşayan insanların birbirine yeniden kulak verdiği sıradan bir akşamda başlardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu