Bebek Hikayeleri

Pencere Kenarındaki Süt Beyazı Düş

Akşam, evin pencerelerine gümüş renkli bir sessizlik bırakmıştı. Küçük Ekin, annesinin kucağında usulca kıpırdanıyor, bir türlü uykuya dalamıyordu. Odada yumuşacık bir battaniye, başucunda sarı bir ayıcık ve pencerenin önünde süt beyazı bir perde vardı. Perde, gece esintisiyle hafifçe sallanıyor, sanki Ekin’e gizli bir şey anlatıyordu.

Anne, Ekin’in alnına küçük bir öpücük kondurdu. “Uyku bazen hemen gelmez,” dedi fısıltıyla. “Belki de önce evin bütün güzel seslerini selamlamak ister.”

Ekin gözlerini biraz araladı. O anda mutfaktan ince bir tıkırtı duyuldu. Buzdolabının yanındaki tahta kaşık, rüzgârla sallanan pencereye dokunmuştu. Tık… tık… Ekin gülümsedi. Bu ses, ona yağmur damlalarının minicik ayaklarla dans edişini hatırlattı.

Sonra salondan yumuşak bir hışırtı geldi. Babası, ertesi gün okuyacağı kitabın sayfalarını düzenliyordu. Sayfalar birbirine değdikçe fısır fısır ses çıkarıyordu. Ekin, o sesin içinde uzak bir çayırın sabahını duydu. Çimenler birbirine eğiliyor, çiçekler uykudan kalkmadan önce tatlı tatlı konuşuyordu.

Derken evin en sessiz köşesinden bir ses yükseldi: “Mırıl mırıl…”

Bu, koltuğun üzerinde uyuklayan kedileri Köpük’tü. Köpük, gözlerini açmadan kuyruğunu bir kez salladı. Ekin onun mırıltısını duyunca içinin ısındığını hissetti. Sanki küçük bir soba, kalbinin yanında ışık yakmıştı.

Anne, Ekin’i odanın içinde yavaşça sallarken pencereyi araladı. Dışarıdan gece bahçesinin kokusu geldi. Toprak serin, yaseminler ise tatlı kokuluydu. Uzakta bir kuş, uykusunda kanat çırpar gibi cıvıldadı. Ekin, bütün bu seslerin görünmez iplerle birbirine bağlandığını düşündü.

Birden süt beyazı perde, ay ışığında parıldadı. Perdenin kıvrımlarından minicik bir şekil süzüldü. Bu, avuç içi kadar parlak bir düş balonuydu. Balonun içinde yıldızlar değil; annenin ninnisi, babanın kitap sayfaları, Köpük’ün mırıltısı ve mutfaktaki tıkırtı dönüp duruyordu.

Düş balonu Ekin’in burnuna dokundu ve tatlı bir sesle konuştu: “Ben, evinizdeki güzel seslerden örüldüm. Her bebek için farklı bir düş taşırım. Kimi bebeğe papatya tarlası, kimi bebeğe renkli balonlar, kimi bebeğe de annesinin kucağı kadar sıcak bir bulut getiririm.”

Ekin, balona uzanmak istedi ama parmakları battaniyenin üzerinde durdu. Anne onun elini tuttu. “Düşler yakalanmaz,” dedi. “Onlar sevgiyle dinlenince kendiliğinden yaklaşır.”

Ekin derin bir nefes aldı. Önce annesinin kalp atışını dinledi. Güm… güm… Sonra babasının uzaktan söylediği ninniyi işitti. Ardından Köpük’ün mırıltısı, kaşığın tıkırtısı ve perdenin hafif hışırtısı birbirine karıştı. Her ses biraz daha yavaşladı.

Düş balonu, Ekin’in başucuna kondu. İçindeki sesler yumuşak bir örtü gibi odanın üzerine serildi. Ekin’in gözleri ağırlaştı. Tam uykuya dalarken balonun içindeki küçük ışıklar birer birer parladı. Ekin, kendini pamuk gibi bulutların üzerinde, gülümseyen ayçiçeklerinin arasında gördü.

Sabah olduğunda güneş perdeyi altın rengine boyadı. Ekin, huzurlu bir gülümsemeyle uyandı. Başucunda balon yoktu ama battaniyesinin üzerinde minicik beyaz bir tüy duruyordu. Anne, bunun gece düşlerinden kalan bir armağan olduğunu söyledi.

O günden sonra Ekin ne zaman uyumakta zorlanırsa evin seslerini dinledi. Çünkü öğrendi ki bazı masallar kitaplarda değil, sevgiyle atan kalplerde, sabırla bekleyen kucaklarda ve gecenin usulca söylediği ninnilerde yaşardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu