Çocuk Hikayeleri

Gölgeleri Toplayan Küçük Fener

Çamlıpınar’ın evleri, akşamları birbirinden güzel gölgeler düşürürdü. Bacaların gölgeleri kıvrılır, ağaçların gölgeleri duvarlarda dans eder, çocukların gölgeleri de oyunlarına katılırdı. Fakat bir sabah kasaba halkı tuhaf bir şey fark etti: Hiçbir şeyin gölgesi yoktu.

Güneş gökyüzünde pırıl pırıl parlıyor, ağaçların yaprakları hışırdıyor, insanlar sokaklarda yürüyor ama yerde tek bir karaltı bile görünmüyordu. Çocuklar ellerini havaya kaldırıyor, bedenlerinin ardında beliren boşluğa şaşkınlıkla bakıyordu.

Kasabanın en meraklı çocuğu Nora, bu duruma uzun süre kayıtsız kalamadı. Büyükannesinin eski sandığında bulduğu, avuç içi kadar yuvarlak bir feneri çıkardı. Fenerin camı sarı değil, hafifçe mor renkteydi. Sapında da şu sözler kazılıydı: “Kaybolanı bulmak için önce sessizce dinle.”

Nora, feneri yakmayı denedi. Bir kibrit çaktı, fitile yaklaştırdı. Ancak fener ışık vermedi. Tam onu yerine bırakacakken içeriden minicik bir ses duydu.

“Gölgeni arıyorsan, gürültülü yollardan uzak dur.”

Nora şaşırdı ama korkmadı. Feneri boynuna asıp kasabanın dışındaki Söğütlük’e doğru yürüdü. Orada, dalları birbirine değmeden sallanan yaşlı söğütler vardı. Yaprakların arasından süzülen güneş ışığı toprağa ulaşıyor, yine de hiçbir yaprak gölgesi görünmüyordu.

Bir süre sonra Nora, çimenlerin üzerinde ince, koyu renkli bir çizgi fark etti. Çizgi, kırılmış bir kalem gibi kıvrılarak ilerliyordu. Feneri çizginin üzerine tuttuğunda mor cam parladı. Kaybolan gölgelerden biri, fenerin içine süzüldü.

“Demek buradasın,” dedi Nora. “Peki diğerleri nerede?”

Gölge, fenerin içinde titredi ve yerde küçük bir ok oluşturdu. Ok, kasabanın arkasındaki taş ocağını gösteriyordu. Nora oraya vardığında, kayaların arasında yüzlerce gölgenin birbirine sokulduğunu gördü. Kimi uzun, kimi yuvarlak, kimi de komik şekilliydi. Hepsi sessizce bekliyordu.

Kayaların üstünde, tüyleri gümüş rengi olan yaşlı bir kirpi duruyordu. Adı Pıtırcık’tı. Pıtırcık, gölgeleri buraya kendisinin getirmediğini söyledi. Kasabadaki insanların son günlerde birbirlerini dinlemeyi bıraktığını, herkesin yalnızca kendi sözünü duyurmak istediğini anlatırken gölgelerin evlerinden ayrıldığını öğrenmişti.

“Gölge, ışığın peşinden gider,” dedi Pıtırcık. “Ama kalpler çok gürültülü olduğunda ışık yolunu şaşırır.”

Nora, gölgeleri zorla geri götürmenin işe yaramayacağını anladı. Fenerini taşın üzerine bıraktı ve kasabaya dönmeden önce herkesi dinlemeye karar verdi. Önce fırının önünde bekleyen Beril Teyze’yi dinledi. Beril Teyze, günlerdir kimsenin ekmeği için teşekkür etmediğini söyledi. Sonra marangoz Uluç’u dinledi; o da yaptığı oyuncakların çocuklar tarafından hemen kırılmasına üzülüyordu. Bahçıvan Tansu ise çiçeklerinin adını kimsenin sormadığını anlattı.

Nora, akşam meydanda küçük bir toplantı düzenledi. Kimseye uzun bir konuşma yapmadı. Sadece, “Bugün sırayla birbirimizi dinleyelim,” dedi. Herkes bir sandalye çekti. Beril Teyze konuştu, Uluç dinledi. Uluç konuştu, Tansu dinledi. Tansu konuştu, çocuklar dinledi. Bir süre sonra meydan sessizleşti. Bu, boş bir sessizlik değildi; insanların birbirine yer açtığı sıcak bir sessizlikti.

O anda Nora’nın mor feneri parladı. Taş ocağındaki gölgeler, ince siyah kurdeleler gibi havaya yükseldi. Sokaklardan geçip evlerine, ağaçlara, oyuncaklara ve insanların ayaklarına geri döndüler. Kasaba yeniden gölgelerine kavuştu.

Ertesi gün Çamlıpınar’da yeni bir gelenek başladı. Her akşam meydanda “Dinleme Saati” yapıldı. Kim konuşursa konuşsun, diğerleri sözünü kesmeden onu dinledi. Nora’nın feneri ise artık hiç sönmedi. Çünkü fener, gölgeleri değil, insanların birbirine ayırdığı güzel zamanı aydınlatıyordu.

Nora o gün şunu öğrendi: Bazen kaybolan şeyleri bulmak için daha çok konuşmak değil, bir kalbe sessizce yaklaşmak gerekir. Çocuk hikayeleri içinde en değerli maceralar, insanları birbirine yaklaştıranlardır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu