Hikayeler

Unutkan Saatçinin Gülümseyen Dakikası

Çiçekli saat kuleleriyle tanınan Vakitliova’da herkes zamanı çok önemserdi. Fırıncı ekmeğini tam gün doğarken çıkarır, okulun kapısı güneş tepedeyken kapanır, akşam olunca meydandaki çeşme üç kez şırıldardı. Ancak kasabanın en küçük saatçisi Lina’nın dükkânında işler biraz farklıydı. Lina’nın yaptığı saatler bazen sabahı öğleden sonra, bazen de bir dakikayı kocaman bir gün sanırdı.

Lina bu yüzden kendine kızmazdı. O, saatlerin yalnızca akrep ve yelkovandan oluşmadığına inanırdı. Ona göre bir saatin içinde bekleyişler, gülüşler, özlemler ve güzel sürprizler de bulunurdu. Yine de kasabanın yaşlı saat kulesi bir sabah tamamen durunca herkes telaşlandı. Kule susunca fırıncı ekmeğini ne zaman çıkaracağını, çocuklar dersin ne zaman biteceğini, kuşlar da meydana ne zaman konacaklarını şaşırdı.

Kaybolan dakika

Lina kuleye tırmandığında dişlilerin arasında parlayan minicik bir boşluk gördü. Sanki saatten bir parça kopup gitmişti. Kasanın iç kapağında şu cümle yazıyordu: “Kasabanın en değerli dakikasını bulmadan ben yeniden çalışmam.”

“Değerli dakika nasıl bulunur?” diye düşündü Lina. O sırada kule penceresinden içeri, kanadında sarı bir ip taşıyan tombul bir serçe girdi. Serçe ipi Lina’nın avucuna bıraktı ve dışarı uçtu. İpin ucunda, meydandaki eski çamaşırhaneyi gösteren küçük bir düğüm vardı.

Lina serçeyi izleyerek çamaşırhaneye gitti. Orada, yıllardır kimsenin kullanmadığı büyük leğenin içinde bir çocuk oturuyordu. Çocuğun adı Mert’ti ve elinde kırık bir oyuncak gemi vardı.

“Bu gemiyi tamir etmeye çalışıyorum,” dedi Mert. “Ama herkes acele ediyor. Kimse bana bir dakika bile ayırmıyor.”

Lina yere oturdu. Birlikte tahta parçalarını incelediler, ipleri düzelttiler ve gemiye mavi bir yelken taktılar. Bu iş beklenenden uzun sürdü. Fakat gemi leğene bırakıldığında Mert’in yüzü öyle aydınlandı ki Lina, aradığı dakikanın belki de bu olduğunu düşündü.

Ne var ki kule hâlâ çalışmıyordu.

Bir dakikadan fazlası

Sarı ip Lina’yı bu kez kasabanın dışındaki küçük taş köprüye götürdü. Köprünün başında, elindeki sepeti yere bırakmış bir kadın oturuyordu. Kadın, uzak şehirde yaşayan kızına mektup yazmış, fakat mektubu göndermeye cesaret edememişti.

“Ya kızım beni özlememişse?” diye fısıldadı.

Lina kadının yanına oturup mektubu birlikte okumayı teklif etti. Mektupta büyük sözler yoktu. “Bugün bahçedeki fesleğen kokusu seni hatırlattı,” yazıyordu yalnızca. Lina, bazen en küçük cümlelerin en uzun yolları aşabileceğini söyledi. Kadın mektubu katlayıp sepetine koydu ve postaneye doğru yola çıktı.

Köprünün altından geçen su, bir anlığına altın gibi parladı. Sarı ip havaya yükselip kuleye doğru uzandı. Lina peşinden koştu. Yolda, yere düşen elmalarını toplamaya çalışan fırıncıya yardım etti; yönünü şaşırmış bir kaplumbağayı bahçesine götürdü; okulun önünde tek başına bekleyen bir çocuğa da gülümseyerek selam verdi. Her durakta zamanı biraz daha yavaşladı, fakat kimse bundan şikâyet etmedi.

Kuleye vardığında sarı ip, dişlilerin arasındaki boşluğa dönüştü. Lina parçayı yerine yerleştirdi. Ancak saat yine hareket etmedi. Tam o sırada meydandan sesler yükseldi. Mert, oyuncak gemisini göstermek için gelmişti. Kadın, mektubunu postaya vermişti. Fırıncı, topladığı elmaları çocuklara dağıtıyordu.

Vakitliova’nın yeni saati

Lina aşağıya baktı ve anladı: Saatin aradığı şey tek bir dakika değildi. İnsanların birbirine ayırdığı bütün güzel anlar, görünmez bir dişli gibi kasabanın kalbine yerleşmişti.

Bu düşünceyle kulenin çanına dokundu. Çan, uzun zamandır çıkarmadığı berrak bir sesle çaldı. Saatin akrebi ve yelkovanı yeniden dönmeye başladı; fakat artık her saat başında bir kez değil, iki kez küçük bir tebessüm sesi duyuluyordu.

O günden sonra Vakitliova’da kimse zamanı yalnızca yetişilecek işler için ölçmedi. İnsanlar birbirini dinlemek, yardım etmek ve birlikte gülmek için de vakit ayırdı. Lina’nın saatleri hâlâ bazen şaşırıyordu. Fakat kasabalılar bunu kusur saymıyordu. Çünkü bazı saatler, doğru zamanı göstermekten önce doğru anı hatırlatırdı.

İşte o günden sonra çocukların okuduğu en sevilen hikayeler, çoğu zaman Lina’nın dükkânında başlardı. Her hikâyenin sonunda saat kulesi usulca çalar ve Vakitliova’ya aynı şeyi fısıldardı: Güzel bir anı paylaşmak için hiçbir zaman geç kalınmaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu