Destanlar

Yel Kayasına Yazılan Büyük Söz

Dağların ardında, rüzgârın taşlara şarkılar öğrettiği geniş bir bozkır uzanırdı. Bu bozkırın kıyısında, evleri bal kokan küçük bir oba yaşardı. Obadaki herkes çalışkanlığıyla tanınırdı; ancak on iki yaşındaki Ekin’in başka bir özelliği vardı. O, insanların unuttuğu güzel sözleri hatırlardı. Birinin verdiği sözü yerine getirmediğini duyunca üzülür, iyiliğin bir yerlerde yeniden filizlenmesi için elinden geleni yapardı.

Bir sabah obanın yaşlı anlatıcısı Duman Bey, meydandaki büyük kayaya baktı ve iç çekti. Bu kayanın üzerinde, yıllar önce ataların yazdığı bir cümle bulunurdu: “Gücün yettiğine değil, gönlün eriştiğine yardım et.” Fakat harfler rüzgârla aşınmış, cümlenin yalnızca son kelimesi kalmıştı. O gün gökyüzü kararmış, uzak tepelerdeki su pınarları birer birer kurumuştu.

Duman Bey, oba halkına eski bir söylenceden söz etti. Rivayete göre dağların en yüksek yerinde, Yel Kayası’nın içinde saklı bir gümüş çan vardı. Çan, yalnızca halkın ortak iyiliği için yola çıkan birinin elinde ses verirdi. Sesi duyulduğunda kuruyan pınarlar yeniden akardı. Fakat çana ulaşmak için üç sınavı geçmek gerekirdi: doğru yolu seçmek, paylaşmayı bilmek ve korkuya rağmen gerçeği söylemek.

Obadaki yetişkinler uzak yolun zorluğundan çekindi. Kimi yük hayvanlarının yorgun olduğunu, kimi de dağ geçitlerinin karla kaplandığını söyledi. Ekin ise eski bir heybenin içine ekmek, kuru meyve ve küçük bir su tulumu koydu. Yanına da obanın en genç keçisi Çakıl’ı aldı. Çakıl’ın boynuzları küçüktü ama neşesi büyüktü. İkisi, gün doğarken yola çıktı.

İlk gün, yolların çatallandığı bir ovaya vardılar. Sağdaki yol kısa görünüyordu, soldaki yol ise çalılarla kaplıydı. Ekin, toprağın üzerindeki ayak izlerini inceledi. Sağdaki izler dağa çıkıyor, soldakilerse susuz kalmış kuş yuvalarına gidiyordu. O sırada yaralı bir turna çalılıkların arasından seslendi. Ekin, kuşu orada bırakıp hızlı yoldan gitmek yerine su verdi, kanadını temizledi ve onu güvenli bir kayanın yanına taşıdı. Turna, gagasıyla soldaki yolu gösterdi. Böylece ilk sınav, doğru yolun her zaman kolay yol olmadığını öğretti.

İkinci gün, sisli bir vadide yaşlı bir değirmenciyle karşılaştılar. Değirmencinin yanında yalnızca bir parça çörek vardı. Ekin’in karnı çok acıkmıştı, yine de çöreği ikiye böldü; bir yarısını Çakıl’la, diğerini değirmenciyle paylaştı. Yaşlı adam gülümseyerek cebinden mavi bir ip çıkardı. “Bu ip, iyiliğin yönünü gösterir,” dedi. Gerçekten de ip, sisin içinde titreşerek gizli patikayı buldu.

Üçüncü gün dağın yamacında, taşlardan yapılmış yüksek bir kapıya vardılar. Kapının önünde yankılı bir ses yükseldi: “Buradan geçmek isteyen, en büyük korkusunu söylemeli.” Ekin önce suskun kaldı. Karanlıktan ya da uçurumdan korkmuyordu. Onun korkusu, obasına dönüp kimseye yardım edememekti. Bu sözleri içtenlikle söyleyince kapı iki yana açıldı. Çakıl da “Ben sessiz kalmaktan korkarım,” diye meledi. Taş kapı, onun küçücük sesini bile duydu ve daha geniş açıldı.

Yel Kayası’nın içinde gümüş çan, kristal bir oyukta duruyordu. Ekin çanı eline aldığında hiçbir ses çıkmadı. Çünkü çanın yanında ince bir taş levha vardı. Levhada şu yazıyordu: “Bu çan tek kişinin zaferi için değil, herkesin umudu için çalar.” Ekin, çanı alıp obaya götürmek yerine onu kayanın önünde çalmayı düşündü. Fakat çan hâlâ sessizdi.

O anda Ekin, yol boyunca karşılaştığı herkesi hatırladı: yaralı turnayı, çöreğini paylaşan değirmenciyi ve korkusunu söyleyen Çakıl’ı. Sonra gümüş çanı iki eliyle göğe kaldırıp şöyle dedi: “Bu yol yalnızca benim yolum değildi. Pınarlar aksın, kuşlar su bulsun, yaşlılar ve çocuklar neşeyle yaşasın.”

Çan birdenbire öyle berrak çaldı ki ses, dağlardan geçip bütün bozkıra yayıldı. Bulutlar toplandı, yumuşak bir yağmur başladı. Kurumuş pınarlar şırıldayarak doldu; çiçekler toprağın içinden başlarını uzattı. Ekin ve Çakıl obaya döndüğünde herkes onları sevinçle karşıladı.

Duman Bey, büyük kayanın yanına giderek aşınmış cümleyi yeniden yazdı: “Gücün yettiğine değil, gönlün eriştiğine yardım et.” O günden sonra bu söz, çocuklara anlatılan en sevilen destanlar arasında yer aldı. Ekin ise kendisine kahraman denildiğinde gülümseyip şöyle cevap verdi: “Bir destanı tek kişi yazmaz; iyilik için yan yana gelen herkes onun bir satırıdır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu