Uzun Çocuk Masalları Oku

Yedi Renkli Merdivenin Son Basamağı

Uzaklardaki Işıkdere kasabasında, kimsenin haritalara çizemediği bir merdiven yaşardı. Merdiven, kasabanın eski değirmeninin arkasında başlar, bulutların arasına kadar uzanırdı. Basamakları kırmızıdan mora doğru yedi renkteydi. Fakat bir sabah kasaba halkı merdivenin son basamağının kaybolduğunu fark etti. Merdiven, gökyüzünün tam altında yarım kalmıştı.

On iki yaşındaki Aras, kayıp basamağı bulmayı kendine görev edindi. Aras meraklı, sabırlı ve cebinde her zaman küçük bir büyüteç taşıyan bir çocuktu. Büyükannesi ona, “Bir şeyi bulmak için yalnızca gözlerinle değil, dikkat eden kalbinle de bakmalısın,” derdi.

Aras, değirmenin çevresinde araştırma yaparken taşların arasından ince bir parıltı gördü. Bu, üzerinde yedi küçük nokta bulunan gümüş bir tüyden başka bir şey değildi. Tüyü avucuna aldığı anda, merdivenin renkleri hafifçe titredi. Ardından rüzgâr, anlaşılır bir sesle fısıldadı: “Son basamak, yalnızca onu hak edenin önünde görünür.”

Aras önce merdivenin basamaklarını çıkmaya başladı. Kırmızı basamak cesaretini, turuncu basamak neşesini, sarı basamak merakını, yeşil basamak sabrını, mavi basamak dürüstlüğünü, lacivert basamak düşüncelerini, mor basamak ise hayallerini sınayacaktı.

İlk basamakta, değirmenin kanatlarından kopmuş kocaman bir tahta parçası yolunu kapattı. Aras onu tek başına kaldırmaya çalıştı ama başaramadı. Tam geri dönecekken aşağıda çalışan değirmenci Nuri Usta’yı gördü. Aras yardım istedi. Birlikte tahtayı kenara çektiler. Kırmızı basamak ışıldadı.

Turuncu basamakta Aras’ın karşısına gri yüzlü bir bulut çıktı. Bulut, “Kasabanın insanları artık gökyüzüne bakmıyor,” diye iç geçirdi. Aras ona komik bir tekerleme söyledi. Bulut ilk kez gülümsedi ve yağmur yerine minik ışık damlaları saçtı. Aras’ın yoluna sarı bir parıltı düştü.

Sarı basamak, Aras’ı sayısız kapının bulunduğu bir koridora götürdü. Her kapının ardında farklı bir ses vardı. Aras acele etmek yerine sesleri dikkatle dinledi. En hafif sesin, uzaklardan gelen bir kuş ötüşü olduğunu fark etti. O kapıyı açınca gizli yol belirdi.

Yeşil basamakta karşısına susuz kalmış bir bulut fidanı çıktı. Fidan, gökyüzünde yetişen ve yağmur damlalarıyla beslenen küçük bir ağaçtı. Aras kendi matarasında kalan suyu onun köklerine döktü. Fidan hemen büyümese de yapraklarını doğrulttu. Bunun üzerine yeşil ışık, merdivenin kenarlarına yayıldı.

Mavi basamak, Aras’a büyük bir aynayla karşılaştı. Aynada kendisini cesur bir kahraman gibi değil, yorulmuş ve biraz korkmuş bir çocuk gibi gördü. Aras, “Korkuyorum ama yine de devam etmek istiyorum,” dedi. Ayna berraklaştı ve içinden mavi bir yol açıldı.

Lacivert basamakta gökyüzü sessizleşti. Aras’ın aklına birçok soru geldi: Kayıp basamak neden yok olmuştu? Onu kim saklamıştı? Bir süre düşündükten sonra basamağın eksik olduğu yere dikkat etti. Orada, gümüş tüydeki yedi noktaya benzeyen küçük izler vardı.

Aras son basamağın aslında kaybolmadığını, merdivenin altındaki rüzgâr mağarasına düştüğünü anladı. Mağaraya inmek için mor basamaktan sarkan ipi kullandı. İçeride, gümüş ışıkla parlayan bir taş gördü. Taşın yanında küçük bir gökyüzü kuşu bekliyordu.

Kuş, “Basamak uzun zamandır burada,” dedi. “İnsanlar onu yalnızca kendileri için istemesin diye sakladım. Son basamak, bir kişinin dileğiyle değil, herkesin paylaşacağı bir iyilikle yerine döner.”

Aras düşündü ve Işıkdere halkını çağırdı. Nuri Usta tahtaları getirdi, çocuklar renkli ipler ördü, büyükannesi eski kumaşlardan sağlam bir yastık hazırladı. Herkes elinden geleni kattı. Birlikte gümüş taşı merdivenin eksik yerine yerleştirdiler.

Taş, gökyüzüne yükselerek son basamağa dönüştü. O anda merdivenin renkleri kasabanın üzerine yayıldı. İnsanlar uzun zamandır ilk kez aynı gökyüzüne bakıp birbirlerinin yüzünü gördü. Bulut fidanı yağmur damlalarıyla çiçek açtı, gümüş tüy ise Aras’ın avucunda küçük bir pusulaya dönüştü.

O günden sonra Işıkdere’de herkes, başkalarının iyiliğine eklenen küçük bir yardımın büyük yollar açabileceğini öğrendi. Aras da pusulayı saklamadı; kasabanın meydanına astı. Çünkü pusulanın ibresi, onu taşıyan kişinin değil, birlikte yapılan iyiliklerin yönünü gösteriyordu. Yedi renkli merdiven ise her sabah biraz daha yükseğe uzanarak gökyüzüne yeni bir basamak armağan etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu