Pofuduk Bulutun Renkli Ölçüm Defteri

Mina, kasabanın en meraklı çocuğuydu. Bir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmeden rahat edemez, gördüğü her ilginç ayrıntıyı küçük defterine çizerdi. Bir sabah penceresini açınca odasına bembeyaz, pofuduk bir bulut süzüldü. Bulut, kitaplığın üstüne konup neşeyle hapşırdı. Hapşırınca odanın içine üç minik gökkuşağı düştü.
“Çok yaşa!” diye güldü Mina.
“Teşekkür ederim,” dedi bulut. “Benim adım Pofur. Renkli Yağmur Vadisi’ne gitmem gerekiyor ama ölçüm defterimi kaybettim. Defter olmadan yağmur damlalarını doğru sırayla bırakamam. Vadideki çiçekler susuz kalabilir.”
Mina hemen çantasını hazırladı. Yanına kalemini, ipini, büyüteçli cetvelini ve bir kavanoz kraker aldı. Pofur da onu yumuşacık sırtına bindirdi. Birlikte gökyüzüne yükseldiler. Mina, aşağıda küçülen evleri görünce şaşırdı. Yükseğe çıktıkça hava serinliyor, rüzgâr ise farklı yönlerden esiyordu.
“Rüzgâr neden hep aynı yönde gitmiyor?” diye sordu.
Pofur, “Çünkü hava sıcak yerlere doğru yükselir, serin hava da onun yerini doldurur. Böylece rüzgâr oluşur,” dedi.
Mina bu bilgiyi defterine yazdı. Sonra önlerinde uçuşan gümüş renkli parçalar gördüler. Parçalar, güneş ışığında parlıyor ve sağa sola savruluyordu.
“Bunlar defterimin sayfaları!” diye seslendi Pofur. “Ama her biri başka bir bulmacanın içinde saklı.”
İlk sayfa, dönüp duran bir rüzgâr çemberinin ortasındaydı. Çemberin üzerinde kuzey, güney, doğu ve batı işaretleri bulunuyordu. Mina, rüzgârın hareketini dikkatle izledi. Yaprakların doğuya, tüylerin batıya savrulduğunu fark etti. Ortadaki küçük kapağı, rüzgârın en sakin olduğu anda çevirdi. Sayfa hemen ortaya çıktı.
İkinci sayfa, renk renk çiçeklerle dolu bir bulut bahçesinde saklanmıştı. Bahçede kırmızı, sarı ve mavi çiçekler vardı. Yan yana duran iki çiçekten yeni bir renk doğuyordu. Kırmızıyla sarı turuncuyu, maviyle sarı yeşili oluşturuyordu.
“Renkler de arkadaşlık kurunca değişebiliyor,” dedi Mina.
Üçüncü sayfa ise küçük buz küplerinin arasındaydı. Mina, buzları güneşe bırakmak yerine gölgeye taşıdı. Böylece erimeleri yavaşladı. Buzların arasından çıkan sayfada suyun üç hâli yazıyordu: buz, su ve buhar. Mina, suyun ısınınca buharlaştığını, soğuyunca yeniden damlalara dönüştüğünü öğrendi.
Fakat son sayfa ortada yoktu. Pofur telaşlanınca bütün gövdesi griye döndü.
“Belki sayfa kaybolmadı,” dedi Mina. “Belki onu bulmak için birlikte düşünmemiz gerekiyor.”
İkisi vadinin çevresini dikkatle inceledi. Çiçeklerin yapraklarında küçük su damlaları, tepelerin üstünde ince sisler vardı. Mina, sisin yavaşça aynı ağaca doğru ilerlediğini gördü. Ağacın kovuğundan bir ses geldi:
“Son sayfa burada, fakat onu yalnızca paylaşmayı bilenler okuyabilir.”
Kovuktan çıkan sayfa tek bir yapraktan oluşuyordu. Üzerinde, yağmur damlalarının vadideki her çiçeğe eşit dağılması gerektiği yazıyordu. Mina, “En büyük çiçek daha çok su istemez mi?” diye düşündü.
Pofur, “Küçük çiçeklerin de yaşama hakkı var,” dedi.
Mina ipini kullanarak vadinin üzerine ince bir ağ kurdu. Pofur, damlaları ağın farklı noktalarına bıraktı. Damlalar iplerden kayarak büyük ve küçük çiçeklere eşitçe ulaştı. Kısa süre sonra kurumuş yapraklar canlandı, tomurcuklar açıldı. Vadinin her yanı kırmızı, sarı ve mor renklere büründü.
Bulutlar da Mina’nın çözümünü beğendi. Pofur’un ölçüm defteri tamamlanınca gökyüzünden hafif, pırıl pırıl bir yağmur yağdı. Yağmur damlaları toprağa inerken minik çanlar gibi şıngırdadı.
Mina kasabaya döndüğünde öğrendiklerini herkese anlattı. Çocuklarla birlikte bir hava gözlem panosu hazırladı. Her gün rüzgârın yönünü, havanın sıcaklığını ve yağmur miktarını ölçtüler. Sonra bütün bilgileri okul bahçesindeki çiçekleri sulamak için kullandılar.
O günden sonra Mina, merak ettiği her şeyi yalnızca öğrenmekle kalmadı; öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmanın da bilgiyi güzelleştirdiğini anladı. Pofur ise her yağmurdan önce kasabanın üzerinden geçip pencerelere üç minik gökkuşağı bırakmayı hiç unutmadı.




