Çiy Taşlarıyla Kurulan Köprü

Yeşilova’nın kıyısında, sabahları çiy damlalarıyla parlayan geniş bir çayır vardı. Bu çayırda yaşayan herkes, gün doğmadan önce çimenlerin üzerinde beliren minicik taşları toplardı. Bu taşlar sıradan değildi; avuçta tutulunca hafifçe ısınıyor, güneşe çıkarılınca gümüş gibi parlıyordu. Köylüler onlara çiy taşları derdi.
Çayın iki yakasında iki çocuk yaşardı. Duru, bitkilerin dilinden anladığını söyler, her yaprağın hangi mevsimde neye ihtiyaç duyduğunu bilirdi. Koral ise tahta parçalarından kuş evleri, rüzgâr çanları ve küçük oyuncaklar yapardı. İkisi de çok becerikliydi ama birbirlerinden pek hoşlanmazdı.
Duru, Koral’ın her şeyi aceleyle yaptığını düşünürdü. Koral da Duru’nun karar vermeden önce uzun uzun beklemesine şaşardı. Çocuklar aynı çayırda karşılaşınca biri diğerinin topladığı taşlara bakmadan geçer, öteki de selam vermek yerine ayakkabısının ucuyla toprağı karıştırırdı.
Bir gün Yeşilova’ya büyük bir haber geldi. Çayın üzerindeki eski tahta geçit, bahar yağmurlarında şişip eğilmişti. Köylüler karşı kıyıdaki sebze bahçelerine ulaşmakta zorlanıyordu. Üstelik birkaç gün sonra çocuklar için düzenlenen Bahar Şenliği yapılacaktı. Şenliğin oyunları, şarkıları ve ikramları çayın iki yanında kalacaktı.
Köyün yaşlı marangozu, “Yeni bir geçit kurmamız gerek,” dedi. “Fakat sağlam tahta bulmak zaman alacak. Çiy taşlarıyla örülen küçük bir köprü ise hem dayanıklı hem de güzel olabilir.”
Herkes taş toplamaya koyuldu. Duru, çayın kıyısındaki en parlak taşları bulmak için erkenden çayıra gitti. Koral da kendi hazırladığı ip ve tahtaları taşların arasına yerleştirmek üzere geldi. İkisi aynı anda en büyük çiy taşına uzanınca elleri birbirine değdi.
“Bu taş benim bulduğum yerdeydi,” dedi Koral.
“Ama onu kırmadan çıkarmak için sabır gerekti,” diye karşılık verdi Duru.
O sırada çayın kenarındaki söğüt ağacı yapraklarını hışırdattı. Sanki çocuklara, “Bir köprü tek taşla kurulmaz,” diyordu.
İlk denemede Koral taşları hızlıca üst üste dizdi. Taşlar parladı, fakat küçük bir rüzgâr esince yapı yana doğru kaydı. Duru, taşların arasına ot kökleri yerleştirmeyi önerdi. Koral ise köprünün iki yanına esnek dallardan destek yapabileceğini söyledi. Ancak ikisi de diğerinin fikrini tam dinlemeden çalışınca köprü yeniden çöktü.
Duru’nun kaşları çatıldı. “Tek başıma yaparsam daha kolay olur,” dedi.
Koral da başını eğdi. “Ben de kimseye ihtiyacım olmadığını sanıyordum,” diye mırıldandı.
Tam o anda çayın öte yanından bir ses duyuldu. Küçük bir oğlak, bahçenin çitleri arasına sıkışmıştı. Köylüler ona ulaşamıyor, eski geçitten geçmeye çekiniyordu. Duru, oğlağın korkusunu yatıştırmak için sakin bir sesle konuştu. Koral ise hemen birkaç dal kesip çitin gevşek yerini destekledi. Biri dikkatle yön gösterdi, diğeri cesaretle işe koyuldu. Birlikte çalışınca oğlak kısa sürede özgürlüğüne kavuştu.
Duru, Koral’a baktı. “Senin hızlı davranman bu kez çok işe yaradı,” dedi.
Koral gülümsedi. “Senin sakin düşünmen olmasaydı ben de ne yapacağımı bilemezdim.”
Sonra ikisi çiy taşlarının başına döndü. Duru, taşların hangi sırayla dizilirse daha dengeli olacağını anlattı. Koral da her sırayı ince dallarla birbirine bağladı. Bazen biri öne geçti, diğeri bekledi. Bazen biri hata yaptı, öteki kızmak yerine yardım etti. Güneş gökyüzünde yükselirken köprünün kemeri yavaş yavaş tamamlandı.
Son taşı yerleştirdiklerinde köprü, çayın üzerinde renkli bir ışık gibi uzanıyordu. Çiy taşları birbirine değdikçe yumuşak bir tını çıkarıyor, sanki köprü şarkı söylüyordu. Köylüler karşı kıyıya güvenle geçti. Bahar Şenliği’nde iki yakadaki oyunlar birleşti; çocuklar birlikte koşturdu, büyükler yiyecekleri paylaştı.
Duru ile Koral o günden sonra her işte aynı fikirde olmadılar. Duru bazen fazla düşündü, Koral bazen fazla acele etti. Fakat artık farklılıklarını uzaklaşmak için değil, birbirlerini tamamlamak için kullanıyorlardı. Köprünün başına küçük bir tahta levha astılar:
“Dostluk, aynı olmak değil; birlikte daha sağlam durabilmektir.”
Yıllar geçse de çiy taşları sabahları parlamaya devam etti. Köprüden geçen herkes, taşların içinden gelen ince şarkıyı duydu. Bu şarkı, iki çocuğun öğrendiği en güzel gerçeği fısıldıyordu: Gerçek arkadaşlık masalları, tek bir kahramanın değil, el ele verenlerin yazdığı masallardı.




