Aşk Hikayeleri

Kalbin Sakladığı Kestane Işığı

Yaprakların bakır rengine döndüğü bir mevsimde, Çınaraltı beldesinde iki yakın arkadaş yaşardı: Lâl ve Demir. Lâl, küçük şeylerin içindeki güzelliği fark eder; örneğin yağmurdan sonra kaldırımda parlayan tek bir damlayı bile uzun uzun izlerdi. Demir ise neşeli, meraklı ve biraz da aceleciydi. Birlikte uçurtma yapar, yaşlı komşuların sepetlerini taşır, dere kenarında taşlardan minik köprüler kurarlardı.

İkisi birbirine öyle değer verirdi ki beldedeki herkes onların dostluğunu sevgi dolu bir masal gibi görürdü. Lâl, Demir’in cesaretini; Demir de Lâl’in yumuşacık kalbini çok beğenirdi. Fakat ikisi de bu güzel duyguyu nasıl anlatacağını bilemezdi. Bu yüzden sevgilerini, birbirlerine yardım ederek, güzel sözler söyleyerek ve zor günlerde yan yana durarak gösterirlerdi.

Ormandan Gelen Fısıltı

Bir sabah, beldenin yaşlı saatçisi Suna Nine onlara eski bir haber verdi. Ormanın derinliklerinde, yalnızca iyi niyetle yaklaşanların görebildiği Kestane Işığı adında küçük bir parıltı varmış. Bu ışık, kalbinde gerçek bir sevgi taşıyan kişiye bir dilek hakkı verirmiş. Ancak ışık, onu tek başına isteyenlere görünmez; başkasının mutluluğunu kendi mutluluğundan önde tutanlara yol gösterirmiş.

Demir hemen, “Bulursak dileğimizi birlikte seçeriz,” dedi. Lâl gülümsedi ama içinde gizli bir düşünce belirdi. Demir’in eskiden beri istediği kırmızı kanatlı uçurtmayı dilemek istiyordu. Demir de Lâl’in resim yaparken kullanabileceği rengârenk bir boya kutusunu düşünüyordu. İkisi de kendi dileğini değil, arkadaşının sevincini hayal ediyordu.

Ertesi gün yanlarına bir fener, iki elma ve Suna Nine’nin verdiği yün ipi alıp ormana girdiler. İpi ağaç dallarına bağlayarak yollarını işaretlediler. Bir süre sonra rüzgâr sertleşti ve dalların arasından ince bir hışırtı duyuldu. Demir’in ayağı çamura saplandı. Lâl hiç düşünmeden elini uzattı. Demir kurtulunca, “Sen yanımdayken hiçbir yol gözümü korkutmuyor,” dedi. Lâl’in yanakları ısındı; kalbinde küçük bir ışık daha yandı.

Parıltının Sınavı

Akşamüstü, yosunlarla kaplı büyük bir kayanın ardında altın renkli bir parıltı gördüler. Kestane Işığı, avuç içi kadar küçüktü ve havada usulca dönüyordu. Fakat hemen yanında, kanadı incinmiş bir kırlangıç titriyordu. Kuş, yaklaşan geceyi geçirecek güvenli bir yer arıyordu.

Demir ışığa bir adım attı, sonra kırlangıca baktı. Lâl, “Önce ona yardım edelim,” dedi. İkisi kuru dallardan küçük bir yuva yaptı. Lâl mendilinden yumuşak bir parça koparıp kuşun kanadını sardı. Demir de elmalarından bir parça verdi. Kırlangıç rahatlayınca gözlerini kapatıp dinlenmeye başladı.

Tam o sırada Kestane Işığı büyüdü. İçinden sıcak, altın renkli bir ses yükseldi: “Sevgi, sahip olmak değil; iyiliğin çoğalmasına izin vermektir.” Işık, ikiye ayrılarak Lâl’in ve Demir’in ellerine kondu. Onlara tek bir dilek hakkı sunmak yerine, kalplerindeki dileği kendilerinin söylemesini bekledi.

Demir, “Lâl’in resimlerini herkesin görebileceği güzel bir sergi olsun,” dedi. Lâl ise “Demir’in yaptığı uçurtmalar gökyüzünde özgürce dans etsin,” diye ekledi. İkisi birbirine bakıp şaşırdı. Kendi isteklerini söylememişlerdi; fakat arkadaşlarının sevincini düşünmek onlara daha güzel gelmişti.

Gökyüzünde Büyüyen Sevgi

Kestane Işığı, dileklerini birleştirdi. Ertesi sabah beldenin meydanında rengârenk bir sergi kuruldu. Lâl’in resimleri ipler arasına asıldı; Demir’in yaptığı uçurtmalar da serginin üstünde süzüldü. Kırlangıç iyileşmiş, meydanın üzerinde neşeyle dönüyordu. Beldedeki herkes bu güzelliği görünce kendi elindeki iyiliği paylaşmaya başladı.

Suna Nine, Lâl ile Demir’e iki küçük kestane verdi. “Bunları toprağa dikin,” dedi. “Sevgi gibi, emek verilen her şey zamanla büyür.” Çocuklar kestaneleri yan yana dikti. Yıllar sonra orada iki gövdeli, dalları birbirine değen kocaman bir ağaç yetişti. Biri ne zaman üzülse diğeri ağacın gölgesinde onun yanında olurdu.

Lâl ile Demir, kalplerindeki sevgiyi artık saklamaktan çekinmiyordu. Çünkü gerçek sevginin büyük sözlerden çok, küçük iyiliklerle anlatıldığını öğrenmişlerdi. Çınaraltı beldesinde o günden sonra çocuklar, birbirini mutlu etmek için yapılan her güzel davranışa “kestane ışığı” demeye başladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu