Kıssadan Hisse

Kum Saati Köyünde Paylaşılan Sır

Güneşin her sabah altın bir tepsi gibi yükseldiği Uçukova’da, evlerin çatılarında küçük kum saatleri bulunurdu. Bu saatler zamanı değil, köyün neşesini ölçerdi. İçlerindeki kum ne kadar hızlı akarsa, insanlar o gün o kadar çok gülümsemiş olurdu. Köyün çocuklarından Aren, saatlerin nasıl çalıştığını merak eder, her sabah onları dikkatle incelerdi.

Bir yaz günü Uçukova’nın çeşmesi ansızın kurudu. Tarlalardaki kabaklar başlarını eğdi, kuşlar su aramak için uzak tepelere uçtu. Köyün ortasındaki büyük kum saatinde ise kum neredeyse hiç ilerlemiyordu. Yaşlılar bunun uğursuzluk olduğunu söyledi. Bazıları bulutları, bazıları da dağın ardındaki rüzgârı suçladı.

Aren, çeşmenin çevresinde dolaşırken taşların arasında ince, mavi bir çizgi gördü. Çizgiyi izleyince eski değirmenin arkasına ulaştı. Orada, sarmaşıklarla gizlenmiş küçük bir kapı vardı. Kapının üzerinde şu sözler yazıyordu: “Bulduğunu saklayan, akışın önüne duvar örer.”

Kapıyı itince içeride üç tahta sandık gördü. Sandıkların her birinde farklı bir eşya duruyordu: gümüş renkli bir düğme, kurumuş bir elma çekirdeği ve minicik bir cam şişe. Eşyaların yanında da birer not vardı. Düğmenin sahibi onu yeni ceketinden düşürmüş, çekirdeğin sahibi en güzel elmasını kimseyle paylaşmadan saklamış, cam şişedeki suyu bulan kişi ise çeşmenin yeniden akacağını bildiği hâlde sırrını kendine saklamıştı.

Aren, notları okuyunca sandıkların köydeki insanların gizli davranışlarını anlattığını düşündü. Belki herkes, küçücük bir şeyi paylaşmaktan kaçındığı için çeşme kurumuştu. Fakat kimin ne yaptığını söylemek kolay değildi. İnsanları utandırırsa sorun daha da büyüyebilirdi.

Önce kendi sırrını açıklamaya karar verdi. Meydana çıkıp yıllardır dolabında sakladığı renkli tebeşirleri gösterdi. O tebeşirlerle yalnızca kendisinin resim yapmasını istemiş, kardeşi Neva istediğinde paylaşmamıştı. Sonra, “Bunu saklayarak hem kardeşimi hem de kendi neşemi eksilttim,” dedi.

Neva onun yanına gelip Aren’in elini tuttu. Ardından fırıncı Murtaza Usta, sabahtan beri ayırdığı sıcak çörekleri herkesle bölüştüğünü söyledi. Çoban Suna, bulduğu berrak su yolunu kimseye anlatmadığını itiraf etti. Terzi Pervin, düğmesini; bahçıvan Olca da tek elmasını neden sakladığını anlattı. Her itiraftan sonra büyük kum saatindeki kum biraz daha hızlı akmaya başladı.

En son, köyün en sessiz insanı olan saatçi Veysel Dede meydana geldi. Cam şişedeki suyun ona ait olduğunu kabul etti. Şişeyi yıllar önce dağın içindeki bir kaynaktan doldurmuştu. Kaynağın yerini söylerse herkesin oraya koşup çevreyi bozacağından korkmuş, bu yüzden sırrını saklamıştı. “Korkum bencillik gibi göründü,” dedi, “ama şimdi anlıyorum ki doğruyu paylaşmanın bir yolunu bulmalıydım.”

Aren, Veysel Dede’nin elinden şişeyi aldı ve kaynağın yerini birlikte göstermeyi önerdi. Köylüler hep beraber dağa çıktılar. Kaynağın başında önce çevresine taşlardan bir duvar ördüler, sonra suyun köye ulaşacağı kanalı temizlediler. Herkes bir işin ucundan tutunca, gün batmadan çeşme yeniden şırıldamaya başladı.

O akşam Uçukova’da büyük bir sofra kuruldu. İnsanlar yalnız yiyeceklerini değil, bildiklerini, emeklerini ve güzel düşüncelerini de paylaştılar. Büyük kum saatinin içindeki son taneler akarken meydanı kahkahalar doldurdu. Saatçi Veysel Dede, kumları yeniden doldurup Aren’e şöyle dedi: “Bir sır yalnızca saklanınca küçülür; iyilikle paylaşıldığında çoğalır.”

Aren o günden sonra her sabah kendi kalbine bakmadan önce kum saatine bakmamayı öğrendi. Çünkü kıssadan hisse şuydu: İnsan elindekini paylaşınca eksilmez; güven, neşe ve iyilik gibi görünmez hazineler çoğalır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu