Güzel Hikayeler

Sedef Tepesi’nde Saklanan Gülümseme

Uzak dağların ardında, sabahları güneşten önce uyanan Sedef Tepesi adında küçük bir köy vardı. Bu köyde insanlar birbirlerine selam verir, fırından yükselen ekmek kokusunu komşularıyla paylaşırdı. Fakat bir ilkbahar sabahı herkes şaşırtıcı bir sessizlikle uyandı. Çocuklar oyun oynamıyor, kuşlar kısa kısa ötüyor, çiçekler bile başlarını eğik tutuyordu. Sanki köyün neşesi görünmez bir sandığa konup saklanmıştı.

Köyde yaşayan Ekin, bu duruma en çok üzülen çocuktu. Ekin’in meraklı gözleri, en küçük ayrıntıyı bile fark ederdi. Kahvaltıda dedesi Rıza’ya, “Neşemiz nereye gitmiş olabilir?” diye sordu. Rıza, tahta kaşığını tabağın kenarına bırakıp düşündü. Sonra yıllardır açmadığı eski bir çekmeceden yuvarlak, sedef gibi parlayan bir düğme çıkardı.

“Bu düğme, iyiliğin izini gösterir,” dedi. “Ama yalnızca başkasının yüzünü güldürmek için yola çıkanların elinde parlar.”

Ekin düğmeyi avucuna aldı. Düğme önce soluk bir ışık saçtı, sonra tepenin arkasındaki patikaya doğru titredi. Çantasına iki elma, bir parça çörek ve dedesinin ördüğü küçük bir atkı koyan Ekin, yola koyuldu. Köyün dışındaki söğüt ağacının altında, kanadı incinmiş bir kelebek buldu. Kelebeği dikkatlice geniş bir yaprağın üzerine taşıdı ve güneş gören bir yere bıraktı. Sedef düğme hafifçe parladı.

Patika, onu taşların arasında akan berrak bir dereye götürdü. Derenin kıyısında, suya ulaşamayan yaşlı bir kirpi duruyordu. Önündeki kuru dallar geçiş yolunu kapatmıştı. Ekin dalları tek tek kenara çekti. Kirpi su içince burnunu Ekin’in ayakkabısına dokundurdu. Düğmenin ışığı bu kez daha da güçlendi.

Biraz sonra Ekin, çalılıkların arasından ağlama sesi duydu. Sesin sahibi, yuvasından düşmüş küçük bir serçeydi. Ekin serçeyi hemen havaya atmaya çalışmadı. Önce onu avuçlarının arasında ısıttı, ardından yakındaki ağacın alçak dalına yuva yaptı. Serçe, yuvaya yerleşince kanatlarını çırptı. Düğme, Ekin’in avucunda sıcacık oldu.

Akşamüstü patika, sisli bir çayıra açıldı. Çayırın ortasında camdan yapılmış gibi parlayan büyük bir kavanoz duruyordu. Kavanozun içinde minik ışıklar uçuşuyor, fakat kapağı sıkıca kapalı tutuluyordu. Ekin kapağı açmaya çalıştı ama başaramadı. O sırada çimenlerin arasından, başında mor bir yaprak taşıyan minik bir tarla faresi çıktı.

“Bu kavanozda köyünüzün gülümsemeleri var,” dedi fare. “Yıllar önce herkesin iyiliği çoğalınca ışığa dönüşmüşlerdi. Fakat insanlar gülümsemelerini yalnızca kendilerine saklamaya başlayınca kavanozun kapağı kapandı.”

Ekin şaşırdı. “Peki onu nasıl açabiliriz?” diye sordu.

“Bir anahtar değil, ortak bir iyilik gerekir,” dedi tarla faresi. “Köyde herkesin birlikte yaptığı bir iyilik.”

Ekin hemen köye döndü. Önce dere kenarındaki kirpiyi, sonra serçeyi ve kelebeği anlattı. Köylüler birbirlerine baktılar. Her biri küçük bir iyiliğin nasıl büyük bir ışık oluşturduğunu duyunca utanarak başını eğdi. Fırıncı, ertesi gün bütün ekmekleri ihtiyacı olanlarla paylaşacağını söyledi. Terzi, eski kumaşlardan kuş yuvaları dikecekti. Çocuklar ise köyün kurumuş meydanını çiçeklendirmeye karar verdi.

Herkes işe koyulunca meydan kısa sürede değişti. Birileri taşları taşıdı, birileri tohum ekti, birileri de susayanlara su getirdi. Ekin, dedesiyle birlikte yaşlıların oturacağı gölgeli bir bank yaptı. Gün batımında son tohum toprağa bırakıldığında sedef düğme gökyüzüne doğru yükseldi ve ince bir ışık çizgisi oluşturdu.

Çizgi, sisli çayırdaki kavanoza uzandı. Kavanozun kapağı usulca açıldı. İçindeki binlerce ışık, ateşböcekleri gibi havalanıp köyün üzerine yayıldı. O anda çocuklar kahkahalar attı, kuşlar neşeyle öttü, çiçekler güneşe döndü. Herkes birbirine bakıp gülümsedi; çünkü kaybolan neşenin aslında hiçbir yere gitmediğini anlamışlardı.

O günden sonra Sedef Tepesi’nde her ay “Gülümseme Günü” kutlandı. İnsanlar büyük hediyeler aramak yerine küçük iyilikler yapmayı öğrendi. Ekin ise sedef düğmeyi kavanozun yanına bıraktı. Düğme artık hiç parlamıyordu, çünkü köyde iyilik aramaya gerek kalmamıştı. İyilik, insanların ellerinde, sözlerinde ve birbirlerine ayırdıkları güzel zamanda yaşamaya devam ediyordu. Böylece köy, herkesin kalbinde taşıdığı güzel hikayeler gibi, her gün yeniden ışıldadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu