Kum Saatinin İçindeki Yedinci Şehir

Uzak ülkelerin birinde, geceleri gökyüzünün mor, gündüzleri ise bal rengi göründüğü bir kasaba vardı. Bu kasabada Meyra adında meraklı bir çocuk yaşardı. Meyra, dedesi Vezir Numan’dan kalan eski eşyaları karıştırmayı çok severdi. Bir akşam, sandığın dibinde avuç içi kadar küçük, gümüş işlemeli bir kum saati buldu. Saatin içindeki kumlar aşağı akmıyor, sanki görünmez bir rüzgârla yukarı doğru yükseliyordu.
Meyra saati ay ışığına tuttuğunda camın içinde minik kubbeler, dar sokaklar ve ışıklı çeşmeler belirdi. Sonra kumların arasından ince bir ses duyuldu: Yedinci şehir susuyor. Onu yalnızca doğru sözü veren biri uyandırabilir. Meyra şaşkınlıkla saati çevirdi. Bir anda odasının ortasında altın renkli bir kapı açıldı. Kapının üzerinde yedi yıldız ve altında şu sözler yazılıydı: Birinci adım cesaret, son adım paylaşmaktır.
Yedi Kapının Ardında
Meyra kapıdan geçince kendini geniş bir meydana açılan kumlu bir yolda buldu. Burası, masallarda adı sıkça anlatılan ama artık kimsenin yolunu bilmediği Yedinci Şehir’di. Şehrin evleri renkli taşlardan yapılmış, pencerelerinde küçük aylar asılıydı. Ancak bütün çeşmeler kurumuş, kuşlar susmuş, dükkânların kepenkleri kapanmıştı. Meyra’nın karşısına, mavi tüyleri parlayan konuşkan bir çöl kuşu kondu. Kuşun adı Zümrüt’tü.
Zümrüt, şehrin yıllar önce verdiği bir söz yüzünden sessiz kaldığını anlattı. Şehrin yöneticisi Melik Rüzgâr, her yıl halkın dileklerini dinleyeceğine söz vermiş, fakat bir gün kendi sarayının yüksek duvarları arkasına çekilmişti. Halk da birbirini dinlemeyi bırakınca şehrin kalbindeki Zaman Çeşmesi durmuştu. Çeşme durunca kum saati küçülmüş, şehir de görünmez bir akşamın içine hapsolmuştu.
Meyra önce saraya gitmek istedi. Fakat saraya ulaşmak için yedi kapıdan geçmesi gerekiyordu. İlk kapının bekçisi, taş gövdeli yaşlı bir deveydi. Deve, Meyra’ya korkup korkmadığını sordu. Meyra, korktuğunu ama yine de doğru olanı yapmak istediğini söyledi. Kapı açıldı. İkinci kapıda bir ayna vardı. Ayna, Meyra’dan en büyük kusurunu söylemesini istedi. Meyra bazen başkalarının sözünü kesip her şeyi kendisinin bildiğini düşündüğünü itiraf etti. İkinci kapı da usulca aralandı.
Üçüncü kapının ardında susuz bir bahçe, dördüncü kapının ardında kaybolmuş oyuncaklarını arayan çocuklar vardı. Meyra kendi matarasında kalan suyu bahçedeki fidelerle paylaştı, sonra çocuklara oyuncaklarını bulmaları için yardım etti. Beşinci kapıda altınlarla dolu bir oda gördü. Zümrüt, bütün altınları alırsa sarayda çok rahat yaşayabileceğini söyledi. Meyra başını salladı ve yalnızca yolculukta işe yarayacak küçük bir kandil aldı. Böylece beşinci kapı da açıldı.
Melik Rüzgâr’ın Unuttuğu Söz
Altıncı kapının önünde kalabalık bir pazar vardı. Herkes aynı anda konuşuyor, kimse kimseyi duymuyordu. Meyra, elindeki kandili meydana koydu ve herkesten sırayla bir kişinin sözünü dinlemesini istedi. Bir dokumacı, kumaşlarının değersiz sayıldığını; bir fırıncı, ekmeğinin paylaşılmadığını; küçük bir kız da annesinin gülüşünü özlediğini anlattı. İnsanlar birbirlerini ilk kez gerçekten dinleyince pazarın gürültüsü dindi. Altıncı kapı, sessizliğin içinden açıldı.
Yedinci kapı sarayın en yüksek kulesindeydi. Meyra burada Melik Rüzgâr’ı buldu. Melik, elinde kurumuş bir çeşme taşıyor, taşın neden ağırlaştığını anlayamıyordu. Meyra ona öfkeyle bağırmak yerine, şehrin her köşesinde duyduğu sözleri anlattı. Melik, yıllar önce verdiği sözü hatırladı. Halkın dileklerini dinleyeceğine dair söz vermişti; fakat kendi rahatını onların umudundan üstün tutmuştu.
Melik Rüzgâr dizlerinin üzerine çöktü ve Meyra’dan değil, bütün şehirden özür diledi. Sonra sarayın kapılarını açıp çeşme taşını meydana taşıdı. Şehrin insanları da ellerinde kovalar, fenerler ve rengârenk çiçeklerle meydana geldi. Her biri bir dileğini değil, başkasına verebileceği bir iyiliği söyledi. Birisi ekmek dağıtacağını, birisi çocuklara müzik öğreteceğini, bir başkası da yaşlıların pazar alışverişine yardım edeceğini vadetti.
İyilik sözleri çoğaldıkça Zaman Çeşmesi ışıldamaya başladı. Önce tek bir damla, sonra gümüş bir akarsu yükseldi. Kurumuş bahçeler yeşerdi, kuşlar yeniden öttü, evlerin pencerelerindeki aylar parladı. Kum saati büyüyerek eski hâline döndü. Zümrüt, Meyra’ya şehrin kurtuluşunun cesaretinden çok, dinlemeyi ve paylaşmayı seçmesinden kaynaklandığını söyledi.
Meyra yeniden altın kapıdan geçtiğinde sabah olmak üzereydi. Kum saatini dedesinin sandığına yerleştirdi. O günden sonra kasabada her akşam aileler bir araya gelip gün içinde verdikleri güzel sözleri anlattılar. Kimse bütün dileklerin hemen gerçekleşeceğini düşünmedi; fakat herkes küçük bir iyiliğin başka bir iyiliğe kapı açtığını öğrendi. Meyra ise ne zaman kumlar yukarı doğru yükselse, uzaklarda bir şehrin yeniden gülümsediğini biliyordu.




