Atatürk'ün Çocukluk Anıları

Selanik’te Bir Defterin Açtığı Pencere

Selanik’in denize bakan sokaklarında, sabahları martı sesleriyle uyanan meraklı bir çocuk yaşardı. Adı Mustafa’ydı. O günlerde henüz kimse onun ileride nasıl büyük sorumluluklar taşıyacağını bilmiyordu. Fakat çevresindeki herkes, onun dikkatle dinlediğini, gördüğü her şeyi düşündüğünü ve aklına gelen soruları saklamadığını fark ederdi.

Mustafa’nın annesi Zübeyde Hanım, onun iyi bir insan olmasını isterdi. Babası Ali Rıza Efendi ise çalışmanın ve öğrenmenin değerini anlatırdı. Evlerinde bazen uzun konuşmalar yapılır, küçük Mustafa da sessizce dinlerdi. Sonra birden, “Bir insan bildiğini başkalarıyla paylaşırsa şehir daha aydınlık olmaz mı?” diye sorardı.

Bir öğleden sonra, eski sandığın içinden küçük, kahverengi kapaklı bir defter çıktı. Defterin sayfaları boştu; yalnızca ilk sayfasında incecik bir cümle yazıyordu: “Düşünen çocuk, yarının kapısını açar.” Mustafa bu cümleyi okuyunca gözleri parladı. Defteri yanına aldı ve her gün gördüğü önemli bir şeyi yazmaya karar verdi.

İlk sayfaya okulda öğrendiği yeni bir kelimeyi yazdı. İkinci sayfaya, sokakta yük taşıyan yaşlı bir adama yardım eden komşusunu anlattı. Üçüncü sayfaya ise aklına takılan bir soruyu ekledi: “Bir sınıfta yalnızca hızlı öğrenenler değil, zorlananlar da nasıl mutlu olabilir?”

Ertesi gün okulda öğretmeninin bu soruya cevap aradığını gördü. Bazı öğrenciler işlemleri hemen yapıyor, bazıları ise sayıları karıştırıyordu. Mustafa, teneffüste arkadaşlarını yanına çağırdı. Birlikte taşlardan küçük kümeler yaptılar. Hızlı öğrenenler, diğerlerine sabırla anlattı. Taşlar sıraya dizilince zorlanan çocukların yüzü aydınlandı.

Öğretmeni bu çalışmayı görünce, “Bilgi tek başına güzel olabilir; fakat paylaşıldığında daha da değerlenir,” dedi. Mustafa defterine şu notu düştü: “Öğrenmek, yalnızca kendin için değil, herkes için çalışmaktır.”

Günler geçtikçe defterin sayfaları çoğaldı. Bir gün okul yolunda, yağmurdan ıslanmış bir kuş yavrusu gördü. Onu dikkatle kuru bir yere taşıdı. Başka bir gün, iki arkadaşının bir oyuncak yüzünden tartıştığını fark etti. İkisinin de sözünü dinledi ve oyuncağı sırayla kullanmalarını önerdi. Böylece küçük bir anlaşmazlık, güzel bir oyuna dönüştü.

Fakat defterin son sayfası bir türlü dolmuyordu. Mustafa ne yazacağını düşünürken akşamüstü deniz kıyısına indi. Ufukta güneş kızıl bir ışık bırakıyor, dalgalar taşlara usulca dokunuyordu. O sırada rüzgâr defteri açtı. Sayfalar hızla çevrildi ve boş son sayfada, sanki görünmez bir kalemle yeni bir cümle belirdi:

“Büyük işler, küçük yaşta sorulan doğru sorularla başlar.”

Mustafa uzun süre bu cümleye baktı. O gün, geleceğin hazır bir yol olmadığını anladı. İnsan; okuyarak, düşünerek, çalışarak ve haksızlık karşısında doğru olanı savunarak kendi yolunu aydınlatabilirdi.

Akşam eve döndüğünde defteri annesine gösterdi. Zübeyde Hanım sayfaları dikkatle okudu, sonra oğlunun başını okşadı. “Kalbindeki iyiliği aklındaki merakla birlikte büyüt,” dedi. “İşte o zaman nereye gidersen git, çevrene ışık olursun.”

Yıllar sonra o küçük çocuk, milletine yol gösterecek büyük bir önder oldu. Çocukluk günlerinden kalan merak, çalışma sevgisi ve adalet duygusu onun yaşamında hep yer aldı. Atatürk’ün çocukluk anıları bize şunu hatırlatır: Bir çocuğun sorduğu soru küçük görünebilir; ama doğru sorular, kocaman umutların başlangıcı olabilir.

Selanik’in eski sokaklarında ise kahverengi kapaklı defterin artık bulunmadığı söylenir. Kimi, onu rüzgârın alıp başka çocuklara götürdüğünü anlatır. Belki de her meraklı çocuğun kalbinde yeniden açılmayı bekleyen görünmez bir sayfaya dönüşmüştür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu