Göğe Dönmeyi Unutan Yıldızın Sırrı

Bir varmış bir yokmuş, tepeleri lavanta kokan Söğütlüce adında küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada geceleri gökyüzü öyle parlarmış ki insanlar evlerinin lambalarını yakmadan yollarını bulurmuş. Söğütlüce’nin en meraklı çocuğu Lora’ymış. Lora, her akşam damın üzerine oturur, yıldızları sayar, sonra saymayı bırakıp onların birbirleriyle nasıl fısıldaştığını dinlermiş.
Bir gece gökyüzünde tuhaf bir boşluk görmüş. En parlak yıldızlardan biri yerinde yokmuş. Tam o sırada bahçedeki fesleğenlerin arasından incecik bir ses duyulmuş: “Şıp!” Lora eğilip baktığında, avuç içi kadar parlayan bir taş görmüş. Taşın üzerinde iki minicik göz açılmış.
“Benim adım Pırıltı,” demiş yıldız. “Göğe dönecektim ama hangi yoldan geldiğimi unuttum.”
Lora, Pırıltı’yı dikkatle mendiline sarıp evin bilge kedisi Tütün’ün yanına götürmüş. Tütün, kuyruğunu üç kez salladıktan sonra, “Yıldızlar göğe yalnızca ışıklarıyla değil, hatırladıkları güzel sözlerle de döner,” demiş. “Pırıltı, kendisine söylenen en içten sözü bulmalı. O söz, gökyüzüne açılan kapıyı gösterecek.”
Ertesi sabah Lora ile Pırıltı yola çıkmış. Önce kasabanın taş köprüsüne varmışlar. Köprü, üzerinden geçen herkese bir soru sorarmış: “Bugün kime iyilik ettin?” Lora, yaşlı değirmencinin ağır çuvalını taşıdığını anlatmış. Köprü gümüş gibi parlamış ama göğe açılan bir yol görünmemiş.
Sonra çan seslerinin hiç duyulmadığı sessiz tepeye çıkmışlar. Orada uyuyan bir çan duruyormuş. Lora çanı uyandırmak için bağırmak yerine yanına oturup beklemiş. Bir süre sonra çan kendi kendine hafifçe titremiş ve, “Sabır, en yavaş yürüyenlerin bile varacağı yere ulaşır,” diye fısıldamış. Pırıltı bu sözü içine almış, ışığı biraz daha büyümüş.
Yine de yıldız göğe yükselememiş. Pırıltı üzülüp ışığını azaltmış. Lora ona, “Belki de aradığın söz, başkasının sana söylediği bir söz değildir,” demiş. “Belki senin, birine verdiğin sözü hatırlaman gerekiyordur.”
Pırıltı uzun uzun düşünmüş. Sonunda küçük ışığı titremeye başlamış. “Ben gökten düşerken, aşağıdaki karanlık tarlayı gördüm. Orada yalnız bir ayçiçeği vardı. Ona, sabaha kadar ışık tutacağıma söz verdim. Fakat korkup kaybolunca bu sözü unuttum.”
Lora ile Pırıltı hemen tarlaya koşmuş. Ayçiçeği, başını eğmiş bekliyormuş. Pırıltı onun üzerine yükselip bütün gece boyunca yumuşacık bir ışık saçmış. Ayçiçeği doğrulmuş, sarı yapraklarını açmış ve “Verilen söz, hatırlandığı anda yeniden parlar,” demiş.
O sırada tarlanın ortasında ışıklı bir merdiven belirmiş. Merdivenin basamakları, Lora’nın yaptığı iyiliklerden, sabrından ve Pırıltı’nın tuttuğu sözden oluşuyormuş. Pırıltı ilk basamağa çıkmış, sonra ikinciye… Lora da el sallayarak onu uğurlamış.
Yıldız göğe vardığında, kayıp yeri yeniden ışıkla dolmuş. O geceden sonra Söğütlüce’nin semasında daha önce hiç görülmemiş ince bir yıldız belirmiş. Lora ne zaman ona baksa, Pırıltı’nın ışığının içinde küçük bir hatırlatma görürmüş: Güzel sözler yolu aydınlatır, ama tutulmuş sözler gökyüzünü bile yerine getirir.
İşte bir varmış bir yokmuş masalları arasında anlatılan bu öykü, kasabada dilden dile dolaşmış. Lora büyüyüp uzak diyarlara gitse de Söğütlüce halkı her gece göğe bakmayı ve verdikleri sözleri unutmamayı sürdürmüş.




