Mor Salkımın Altında Saklanan İki Gülümseme

Uzak tepelerin ardında, akşamları mor salkımların kokusuyla uyuyan Gülpınarı adında küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada herkes birbirini tanır, fakat insanlar son zamanlarda gülümsemeyi unutmuş gibi sessizce dolaşırdı. Meydanın ortasındaki eski çeşme bile eskisi kadar neşeli şırıldamaz, rüzgâr değdikçe yalnızca ince bir iç çekiş duyulurdu.
Kasabanın en renkli evinde İdil yaşardı. İdil, kırık düğmeleri çiçeklere, boş kavanozları ışıklı fenerlere dönüştürmeyi severdi. Sokağın öteki ucunda ise Aras otururdu. Aras, tahta parçalarından kuş evleri yapar, sonra onları ağaçların en güvenli dallarına asardı. İkisi birbirini uzaktan tanır, karşılaştıklarında gözleri parlar ama söyleyecek söz bulamadıkları için hemen başka yöne bakarlardı.
Bir sabah kasabanın yaşlı bahçıvanı Münevver Hanım, meydandaki mor salkımın altında küçük bir kutu buldu. Kutunun kapağında şu sözler yazıyordu: “Sevgi saklanırsa küçülür, paylaşılırsa çoğalır.” İçinden yalnızca tek bir altın tohum çıktı. Münevver Hanım, tohumu kasabanın ortasına dikmek istedi, ancak toprağın uzun zamandır sevgiyle sulanmadığını söyledi. Tohumun büyümesi için herkesin içinden gelen güzel bir dileği toprağa bırakması gerekiyordu.
Haber kısa sürede yayıldı. Çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar meydana geldi. Kimi cesaret, kimi sağlık, kimi de eski bir dostuyla yeniden konuşmayı diledi. İdil, elindeki en güzel kurdeleyi toprağın yanına bıraktı. Aras ise kendi yaptığı minicik kuş evini getirdi. “Bir gün bu evde yuva kuracak kuşlar, birbirlerine iyi davranmayı öğrensin,” dedi. İdil onun sözlerini duyunca gülümsedi; Aras da ilk kez bakışlarını kaçırmadı.
Fakat altın tohum filizlenmedi. Günler geçti, toprak kuru ve sessiz kaldı. Kasabalılar hayal kırıklığına uğrayıp dileklerinin yeterince güzel olmadığını düşündüler. İdil, çeşmenin yanındaki taş basamakta otururken Aras yanına geldi. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonra İdil, “Belki sevgi yalnızca güzel şeyler dilemek değildir,” dedi. “Belki birinin yükünü hafifletmek, onu dinlemek ve yanında durmaktır.”
Bu düşünceyle ertesi gün işe koyuldular. İdil, yaşlıların evlerine sıcak çorba götürdü; Aras, rüzgârda devrilen çitleri onardı. Birlikte, yıllardır kimsenin uğramadığı meydan köşesini temizlediler. Kırık taşların arasından küçük papatyalar çıkınca İdil onları ezilmesin diye çevreledi. Aras da yanlarına tahta bir tabela dikti: “Burada iyilik büyür.”
Onları gören kasabalılar yaptıkları küçük iyilikleri hatırladı. Fırıncı, her sabah bir ekmeği yalnız yaşayan komşusuna ayırdı. Terzi, eski giysileri çocuklar için yeniden dikti. Çocuklar, oyunlarına kimsenin dışarıda kalmaması için yeni kurallar ekledi. Her güzel davranıştan sonra altın tohumun bulunduğu toprağa bir damla su döküldü.
Bir akşam gökyüzü turuncuya boyanırken toprak hafifçe kıpırdadı. Önce incecik bir filiz göründü. Ardından filiz, ışık saçan bir ağaca dönüştü. Dallarında meyve yerine küçük kalpler vardı; her kalbin içinde bir anı parlıyordu. Birinde ilk yardım eden el, birinde barışan iki arkadaş, birinde de İdil ile Aras’ın aynı kuş evini birlikte yaptığı an görünüyordu.
Kasabalılar ağacın altında toplandı. Münevver Hanım, sevginin tek bir kişinin kalbinde saklanan bir sır olmadığını, paylaşıldıkça bütün dünyayı ısıtan bir ışık olduğunu anlattı. İdil, Aras’a mor salkımdan kopmuş bir çiçek uzattı. Aras da ona küçük bir tahta kuş verdi. “Bunu, güzel şeyleri birlikte kurmayı hatırlayalım diye yaptım,” dedi.
O günden sonra Gülpınarı’nda insanlar yeniden gülümsemeye başladı. İdil ile Aras’ın dostluğu, zamanla herkesin sevgiyle söz ettiği sıcacık bir bağa dönüştü. Mor salkımın altındaki altın ağaç ise her bahar biraz daha büyüdü. Çünkü kasaba halkı artık biliyordu: Gerçek aşk masalları, büyük sözlerle değil, her gün tekrarlanan küçük iyiliklerle yazılır.




