Mürekkep Ormanındaki Renkli İzler

Lale, yağmurlu bir öğleden sonra dedesinin tavan arasındaki eski sandıkları düzenliyordu. Sandıklardan birinin içinde, kapağı bembeyaz ve sayfaları bomboş bir kitap buldu. Kitabın üzerinde ne bir başlık ne de tek bir çizgi vardı. Yine de Lale, onu açınca sayfaların arasından hafif bir kâğıt kokusu ve uzaktan gelen kuş cıvıltıları duydu.
Merakla elini ilk sayfaya dokundurdu. Sayfanın ortasında minicik bir mürekkep noktası belirdi. Nokta önce kıvrılarak bir yol oldu, sonra yemyeşil ağaçlara, sarı çiçeklere ve mor kanatlı kelebeklere dönüştü. Lale şaşkınlıkla geri çekildiğinde, sayfanın içindeki manzara birden genişledi. Kız kendini, gökyüzü kitap kapağı kadar mavi olan bir ormanda buldu.
Renklerini Arayan Orman
Ormanda yaşayan çizim hayvanları, Lale’yi görünce etrafına toplandı. İnce bıyıklı bir kirpi, “Sonunda biri geldi!” diye seslendi. “Ormanımızın renkleri kayboluyor. Kırmızı, turuncu, yeşil ve mavinin bir kısmı sayfalardan silindi.”
Lale, ağaçların yapraklarının solgunlaştığını fark etti. Tavşanların kulakları gri, çiçeklerin yaprakları renksiz, dere ise sanki kurşun kalemle çizilmiş gibiydi. Ormanın en yüksek tepesinde duran büyük boyama kutusu da boştu. Kutunun yanında, üstünde dört küçük yıldız bulunan bir fırça duruyordu.
Kirpi, fırçayı dikkatle gösterdi. “Renkler, Gökkuşağı Çeşmesi’nden gelirdi. Fakat çeşmenin başındaki renk damlaları ortadan kayboldu. Onları bulmadan hiçbir şeyi yeniden boyayamayız.”
Lale fırçayı eline aldı. Fırça, avucunda hafifçe titreşerek sayfanın içine doğru uzanan ince bir iz çizdi. Bu iz, üç ayrı yola ayrılıyordu. Bir yol kurumuş bir dereye, biri dikenleri olmayan gül bahçesine, diğeri de bembeyaz bir tepeye çıkıyordu.
Üç Küçük Renk Damlacığı
Lale önce dereye gitti. Dere yatağında yuvarlak, mavi bir damlacık buldu. Damlacık, “Beni çeşmeye götürürsen gökyüzünü yeniden boyarım,” dedi. Lale onu dikkatle fırçanın ucuna yerleştirdi.
Gül bahçesinde kırmızı damlacık, dikenlerin arasına saklanmıştı. Dikenler gerçek değildi ama üzgün görünüyorlardı. Lale, fırçanın sapıyla küçük bir kapı çizdi. Kapı açılınca kırmızı damlacık dışarı çıktı. Sonra birlikte bembeyaz tepeye tırmandılar.
Tepenin ardında turuncu damlacık duruyordu. Fakat damlacık oradan ayrılmak istemiyordu. “Ben gidince bu tepe nasıl parlayacak?” diye sordu. Lale düşündü ve kitabın boş bir köşesine küçük bir güneş çizdi. Turuncu damlacık güneşe dokununca tepe altın rengine büründü. Böylece damlacık da çeşmeye gitmeye razı oldu.
Üç damlacık çeşmeye yerleştiğinde su yeniden akmaya başladı. Mavi su gökyüzüne, kırmızı su çiçeklere, turuncu su güneş ışıklarına yayıldı. Fakat yeşil renk hâlâ görünmüyordu. Çizim hayvanları telaşlandı. Yeşil renk olmadan yapraklar ve çimenler eski hâline dönemeyecekti.
Boş Sayfadaki Sürpriz
Lale, ormanın her yerini aradı. Sonunda, kitabın en arka sayfasında küçük bir çocuk resmi gördü. Çocuğun elinde yeşil bir boya kalemi vardı ama kalemin ucu kırıktı. Lale, cebindeki kurşun kalemtıraşı çıkardı ve kalemin ucunu düzeltti. Çocuk resmi gülümseyerek sayfanın kenarına bir yaprak çizdi.
Yaprak çizilir çizilmez yeşil bir ışık parladı. Işık, ormanın üzerine serpiştirilmiş minik yıldızlara dönüştü. Ağaçlar yeşillendi, çimenler canlandı, kuşların kanatları renk kazandı. Gökkuşağı Çeşmesi ise dört renkle birlikte sayfanın ortasına kocaman bir gülümseme çizdi.
Çizim hayvanları Lale’ye teşekkür etmek için ona resimlerle dolu yeni bir sayfa sundu. Lale, sayfaya tek başına güzel bir ev çizmek yerine herkesin kendi rengini kullanabileceği büyük bir bahçe yaptı. Kirpi sarı bir salıncak, tavşan mavi bir gölet, kuşlar mor bir çardak çizdi.
Lale kitabı kapattığında kendini yeniden tavan arasında buldu. Ancak kitabın son sayfasında renkli bahçe duruyordu. O günden sonra Lale, resim yaparken hiçbir rengi kendine saklamadı. Çünkü bazı güzelliklerin, ancak herkes kendi rengini kattığında tamamlandığını öğrenmişti.




