İlginç Masallar

Bulutların Altındaki Tersine Çalışan Fırın

Çömlekçiköy’de herkes sabahları işe koyulur, akşamları da evine çekilirdi. Yalnızca meydanın kenarındaki eski fırın, gün batınca ışıklarını yakardı. Fırının bacasından duman yerine küçük, yuvarlak bulutlar yükselir; bu bulutlar gökyüzünde sıralanıp türlü şekillere dönüşürdü. Köylüler buna alışmıştı ama fırının neden yalnızca geceleri çalıştığını kimse bilmiyordu.

On iki yaşındaki Nisa, alışılmadık şeyleri fark etmeyi severdi. Bir akşam, fırının kapısında gümüş renkli bir düğme buldu. Düğmenin üzerinde bir göz, bir kaşık ve ters çevrilmiş bir ay resmi vardı. Nisa düğmeye dokununca kapı kendiliğinden açıldı. İçeride yaşlı fırıncı Mekkâre Nine, kollarını unla kaplamış halde üç ekmeği dikkatle dinliyordu.

“Ekmeği dinlemek mi gerekir?” diye sordu Nisa.

Mekkâre Nine gülümsedi. “Bu fırın, içine konan malzemelerin değil, insanların dileklerinin kokusunu alır. Ancak son zamanlarda ekmekler dilekleri duyamıyor. Eğer böyle sürerse fırının bulutları sönecek, köyümüzün geceleri sessiz ve renksiz kalacak.”

Nisa tezgâha baktı. Un çuvalı, maya kavanozu ve tahta kaşık oradaydı; fakat fırının ortasındaki bakır kap boştu.

“Eksik olan ne?”

“Kavrulmuş gülümseme tohumu,” dedi Mekkâre Nine. “Bu tohum yalnızca üç garip yerde bulunur: Unutanlar Sokağı’nda, Sessiz Pınar’ın altında ve kimsenin sahiplenmediği şeylerin toplandığı Yitik Eşya Tepesi’nde. Tohumları bulmadan ekmekler dilekleri taşıyamaz.”

Nisa korkmak yerine meraklandı. Yanına küçük bir sepet aldı ve gece yoluna çıktı. İlk durağı Unutanlar Sokağı’ydı. Buradaki evlerin kapılarında isim yerine yarım kalmış cümleler yazıyordu. Bir evin önünde, ne aradığını hatırlayamayan yaşlı bir adam oturuyordu.

“Bana yardım edersen senin aradığını hatırlayabilirim,” dedi adam.

Nisa, adamın cebindeki renkli düğmeleri yere dizdi. Düğmelerden biri evin kapısındaki cümleyi tamamlıyordu: “Bugün torunuma…” Adam birden gülümsedi. “Mektup yazacaktım!” diye bağırdı. Sonra cebinden minicik altın renkli bir tohum çıkardı. “Bunu yıllardır taşıyorum. Belki senin işine yarar.”

Nisa teşekkür edip Sessiz Pınar’a ilerledi. Pınar hiç ses çıkarmıyor, suyu da yukarı doğru akıyordu. Kıyıda duran taşın üzerinde şu yazıyordu: “Beni duyabilen, beni bulur.” Nisa gözlerini kapattı. Su sesi yerine, suyun içindeki balıkların düşüncelerini hissetti. Balıklar, pınarın altında yuvarlak bir kap bulunduğunu söylüyordu. Nisa elini suya uzatınca kap avucuna geldi. İçinde ikinci tohum vardı.

Son olarak Yitik Eşya Tepesi’ne vardığında sabah yaklaşmıştı. Tepe; tek eldivenler, düğmesiz ceketler, kırık taraklar ve kapağı kaybolmuş kutularla doluydu. Nisa üçüncü tohumu ararken, üst üste yığılmış eşyalar yuvarlanmaya başladı. Tepenin kenarında küçük bir oyuncak tren sıkışmıştı. Nisa tohum aramayı bırakıp treni kurtardı. Tren, vagonlarından birini açtı ve içinden üçüncü tohumu çıkardı.

Nisa üç tohumu fırına getirdi. Mekkâre Nine onları bakır kaba koydu, üzerine bir kaşık sabır, iki tutam neşe ve kocaman bir parça paylaşma ekledi. Fırın çalışmaya başladı. Önce ters yönde dönen çarklar durdu, sonra tuğlaların arasından sıcak bir ışık yayıldı.

O gece fırından üç ekmek çıktı. Birincisini mektup yazmayı unutan adama, ikincisini Sessiz Pınar’daki balıklara, üçüncüsünü de Yitik Eşya Tepesi’ndeki sahipsiz eşyalara verdiler. Ekmekler paylaşıldıkça gökyüzündeki bulutlar renklenip kuş, gemi, çiçek ve dans eden ayakkabı şekillerine büründü.

Ertesi sabah köylüler, meydanda renkli bulutları görünce şaşkınlıkla toplandı. Nisa onlara fırının sırrını anlattı. O günden sonra herkes geceleri fırına bir dilek, bir teşekkür ya da başkasına vereceği küçük bir iyilik getirir oldu. Mekkâre Nine de fırının kapısındaki gümüş düğmeyi Nisa’ya armağan etti.

Nisa düğmeyi avucunda çevirirken şunu öğrendi: Dünyadaki en ilginç şeyler, bazen tersine çalışan fırınlarda değil, birinin aradığı şeyi bırakıp başka birine yardım etmeyi seçtiği anlarda ortaya çıkar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu