Ayı Masalları

Pofuduk Ayının Çiçek Açtıran Davulu

Uçsuz bucaksız Yonca Ormanı’nda, patikaların kenarına papatyalar serpilir, sabahları kuşlar birbirine şarkılar söylerdi. Bu ormanda Misket adında, kocaman kulaklı ve yumuşacık tüylü bir ayı yaşardı. Misket’in en sevdiği şey, arkadaşlarıyla birlikte oyun oynamak ve herkese yardım etmekti. Fakat o yıl ormana bahar bir türlü gelmemişti. Ağaçların dallarında tek bir tomurcuk görünmüyor, dere eskisi kadar neşeyle akmıyor, hayvanların yüzündeki gülümseme yavaş yavaş soluyordu.

Bir sabah Misket, yuvasının önündeki toprağın altında yuvarlak, tahta bir kenar gördü. Merakla toprağı eşelediğinde, üzerine güneş, yaprak ve yağmur resimleri çizilmiş eski bir davul buldu. Davulun iki yanında küçük harflerle şu sözler yazıyordu: “Beni sevgiyle çalanın sesi, uyuyan toprağa ulaşır.” Misket davulu hemen denemek istedi. Çubukları eline alıp gümbür gümbür vurdu; ancak davuldan yalnızca boğuk bir “pof” sesi çıktı.

“Belki daha güçlü çalmalıyım,” diye düşündü. Davula biraz daha hızlı vurdu. Bu kez kuru yapraklar havalandı, ama ormanda hiçbir şey değişmedi. Misket üzülüp çimenlerin üzerine oturdu. O sırada dalların arasından yaşlı kaplumbağa Nohut göründü. Yavaşça yaklaşıp davula baktı.

“Bu, Çiçek Davulu’na benziyor,” dedi Nohut. “Eskiler, onun sesinin tek bir kalpten değil, birçok iyilikten doğduğunu anlatırdı. Davulun gerçekten uyanması için ormandaki canlıların birlikte güzel bir şey yapması gerekir.”

Misket’in gözleri parladı. “Öyleyse herkesi çağıralım!” dedi. Önce sincaba gidip kurumuş kozalakları toplamasını rica etti. Sincap, yuvasındaki en parlak kozalakları bile paylaşarak hemen işe koyuldu. Sonra tavşanlara uğradı. Tavşanlar dere kıyısındaki çatlak toprakları patileriyle yumuşattı. Kirpiler, dikenlerine takılan küçük tohumları taşıyıp onları uygun yerlere bıraktı. Kuşlar da uzak tepelerden tertemiz su damlaları getirdi.

Ormanın en iri canlısı olan Gergedan Gümüş, başlangıçta bu işe katılmak istemedi. “Benim yaptığım iyilik kimsenin fark edemeyeceği kadar büyük olur,” diye mırıldandı. Misket onun yanına oturup gülümsedi. “Bazen büyük bir iyilik, küçüklerin işini kolaylaştırmaktır,” dedi. Gümüş bunu düşününce dere yatağının önündeki ağır taşları kenara çekti. Su yeniden kıvrılarak akmaya başlayınca herkes sevinçle alkışladı.

Gün boyunca ormandaki bütün canlılar ellerinden geleni yaptı. Kimi tohum ekti, kimi gölge veren dalları suladı, kimi de çalışırken neşeli şarkılar söyledi. Akşamüstü Misket davulu ormanın ortasındaki açıklığa taşıdı. Etrafında sincaplar, tavşanlar, kuşlar, kirpiler, Gümüş ve Nohut sıralandı. Misket ilk vuruşu yaptığında davuldan ince bir tıkırtı yükseldi. İkinci vuruşta toprağın altından tatlı bir koku yayıldı. Üçüncü vuruşta herkes el ele verip aynı anda gülümsedi.

O anda davulun üzerindeki güneş resmi altın gibi parladı. Davuldan çıkan ses, ormanın her köşesine yumuşak dalgalar hâlinde yayıldı. Önce bir papatya açtı, sonra iki menekşe başını kaldırdı. Ardından ağaçların dalları tomurcuklandı; dere şırıldayarak hızlandı ve gökyüzünde rengârenk kelebekler uçuşmaya başladı. Bahar, sanki uzun bir uykudan uyanmış gibi Yonca Ormanı’na geri döndü.

Hayvanlar sevinç içinde dans ederken Misket davulu bir kenara bırakmadı. Onu yalnızca özel günlerde değil, her hafta birlikte yapılan iyiliklerden sonra çalmaya karar verdiler. Böylece ormanda yeni bir gelenek başladı: Her canlı bir güzellik yapar, sonra Çiçek Davulu hep birlikte çalınırdı.

Misket o günden sonra şunu hiç unutmadı: Tek bir ses bazen sessiz kalabilir, ama iyilikle birleşen sesler en kuru toprağa bile baharı getirebilir. Yonca Ormanı’nda çiçekler her mevsim açmadı belki, fakat dostluk ve paylaşma sürdükçe ormanın içindeki neşe hiç solmadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu