Pırpır Vadisinde Kırmızı Korna

Güneş, Pırpır Vadisi’nin yuvarlak tepelerine altın rengi ışıklar serperken Minik Araba Tıkır, garajındaki aynada kendine baktı. Parlak kırmızı gövdesi pırıl pırıldı, dört lastiği neşeyle dönüyordu. O gün vadide Büyük Yol Şenliği yapılacaktı. Her araba, en güzel korna sesini çıkaracak, en düzenli izleri bırakacak ve en neşeli yolculuk hikâyesini anlatacaktı.
Tıkır’ın kornası diğer arabalardan farklıydı. Öttüğünde yalnızca bip bip demiyor, küçük bir melodi çalıyordu: La-la-lup, la-la-lup! Bu yüzden şenlikte birinci olacağına inanıyordu. Yola çıkmadan önce aynalarını sildi, farlarını parlattı ve bagajına birkaç elma ile bir matara su koydu.
Vadinin taş döşeli yolu kıvrıla kıvrıla ilerliyordu. Tıkır, yokuşun başına geldiğinde karşısında yaşlı Yol Bekçisi Vınvın’ı gördü. Vınvın’ın tekerleklerinden biri çamura saplanmıştı. Yanında da küçük sepeti devrilmiş, renkli yol işaretleri çimenlere saçılmıştı.
Yardım edeyim mi? diye sordu Tıkır.
Vınvın mahcup bir sesle, Şenlik başlamadan işaretleri yerlerine koymam gerek, yoksa konuklar yanlış yola sapabilir, dedi.
Tıkır bir an vadinin merkezine giden yolu düşündü. Şenliğe geç kalmak istemiyordu. Sonra çamurun içindeki yaşlı arabanın üzgün farlarını görünce kararını verdi. Geri geri yanaştı, ön tamponunu Vınvın’ın arkasına dayadı ve yavaşça itti. Birlikte uğraşınca tekerlek çamurdan kurtuldu.
Ardından iki araba, yerdeki işaretleri topladı. Sarı okları kavşağa, mavi daireleri dere kenarına, yeşil yıldızları da piknik alanına yerleştirdiler. Tıkır, şenliğe yine yetişebileceğini düşünerek hızlanmak istedi; fakat tam o sırada uzaktan ince bir ağlama sesi duyuldu.
Ses, çalılıkların arasından geliyordu. Tıkır dikkatlice yaklaştığında, minicik sarı bir oyuncak arabasının taşların arasında kaldığını gördü. Oyuncak arabanın adı Pıtırcık’tı. Bir tekerleği çıkmış, direksiyonu da eğilmişti.
Ben şenliğe katılacaktım, dedi Pıtırcık. Ama şimdi hiçbir yere gidemiyorum.
Tıkır bagajını açtı. Yanında yedek bir lastik, küçük bir anahtar ve parlak bir kurdele vardı. Vınvın’ın yardımıyla Pıtırcık’ın tekerleğini yerine taktılar. Tıkır da kurdeleyi Pıtırcık’ın antenine bağladı. Minik araba yeniden hareket edince sevinçten iki kez kendi çevresinde döndü.
Üçü birlikte yola devam etti. Fakat öğleye doğru gökyüzü gri bulutlarla kaplandı. İnce bir yağmur başladı. Yolun aşağısındaki tahta köprü ıslanıp kayganlaşınca şenliğe giden arabalar durdu. Kimse karşıya geçmeye cesaret edemiyordu. Köprünün başında bekleyen arabaların arasında telaşlı sesler yükseliyordu.
Tıkır, köprünün kenarındaki eski yol lambalarını fark etti. Lambaların ışığı çok zayıftı. Pıtırcık kurdelesini çıkardı, Vınvın da bagajındaki sarı işaretleri lambaların çevresine dizdi. Tıkır, farlarını açıp köprünün üzerine tuttu. Böylece yağmur damlaları arasında güvenli taşlar parlamaya başladı.
Ardından Tıkır yavaşça ilerledi. Her adımda, yani her tekerlek dönüşünde, arkasından gelen arabalara nasıl geçeceklerini anlattı. Kimse hızlanmadı; herkes sırayla ve dikkatle köprüyü aştı. Son araba da karşıya geçtiğinde yağmur dindi, bulutların arasından güneş göründü.
Şenlik alanına vardıklarında Tıkır’ın düşündüğü gibi erken değildi. Yarışmalar başlamış, sahnenin önündeki bayraklar rüzgârda sallanıyordu. Tıkır, birinci olamayacağını sanıp biraz üzüldü. Ancak Vınvın, Pıtırcık ve yolu güvenle geçen diğer arabalar onun çevresinde toplandı.
Şenlik yöneticisi Kestane Bey, bugün en hızlı arabayı değil, yolda en çok iyiliği paylaşanı ödüllendireceğiz, dedi.
Kalabalık, Tıkır için alkış yerine rengârenk korna sesleri çıkardı. Tıkır’ın özel kornası da neşeyle çaldı: La-la-lup, la-la-lup! Bu kez melodisine Vınvın’ın tok sesi, Pıtırcık’ın ince bipleri ve bütün vadinin sevinçli sesleri karıştı.
O günden sonra Pırpır Vadisi’nde arabalar yola çıkarken yalnızca depolarını değil, iyiliklerini de doldururdu. Tıkır ise her şenlikte aynı cümleyi söylerdi: Birlikte ilerleyenlerin yolu, en uzun yolda bile kısalır.




