İki Kalbe Yer Açan Mor Sandık

Uzak dağların ardında, evlerin pencerelerine renkli boncuklar asılan Şebnemli kasabası vardı. Bu kasabada insanlar sevgilerini söylemek yerine küçük işaretlerle anlatırdı. Birinin kapısına bırakılan sıcak çörek, pencereye konan taze bir dal ya da sessizce onarılan kırık bir oyuncak, kocaman bir sevgi sözü sayılırdı.
Kasabanın en eski sokağında yaşayan Lalin, mor kurdeleler örmeyi severdi. Yan komşusu Doruk ise eski eşyaları tamir eder, işe yaramaz sanılan nesnelere yeni bir hayat verirdi. İkisi çocukluklarından beri arkadaştı. Lalin ne zaman yeni bir kurdele öğrense Doruk’a gösterir, Doruk da bulduğu ilginç vidaları Lalin’in kutusuna koyardı. Birbirlerini çok önemserlerdi ama bunu açıkça söylemeye çekinirlerdi.
Bir ilkbahar sabahı, kasabanın meydanındaki yaşlı dut ağacının altında mor bir sandık buldular. Sandığın kapağında iki kalp ve aralarında ince bir anahtar deliği vardı. Üzerinde şu cümle yazıyordu: Kalbine değer verdiğin kişiyi düşün, fakat sandığı yalnızca birlikte aç.
Lalin ile Doruk hemen denemek istedi. Lalin, sandığın bir tarafına; Doruk öteki tarafına geçti. İkisi de kapağa ellerini koydu. O anda sandık hafifçe titredi ve içinden sıcak, altın renkli bir ışık sızdı. Ancak kapak açılmadı.
“Belki aklımızdan aynı şeyi geçirmiyoruz,” dedi Doruk.
Lalin biraz düşündü. “Ben, senin yanımda olunca kendimi cesur hissediyorum,” diye fısıldadı. Doruk’un kulakları kızardı. “Ben de senin yaptığın şeyleri herkes fark etmese bile değerli buluyorum,” dedi.
Sandık yine açılmadı. Bunun üzerine ikisi, sandığın sırrını çözmek için kasabayı dolaşmaya karar verdi. Önce fırıncı Suna Teyze’ye yardım ettiler. Fırından çıkan ekmek sepetlerini taşıdılar, yere dökülen unları süpürdüler. Suna Teyze onlara teşekkür edince sandığın kapağındaki kalplerden biri parladı.
Sonra yaşlı saatçi Rauf Usta’nın dükkânına gittiler. Rauf Usta, gözlüğünü arıyordu. Lalin çekmeceleri düzenledi, Doruk da saatin arkasına düşen gözlüğü buldu. Saatçi gülümseyerek, “Bazen sevgi, büyük sözlerden önce küçük bir yardımla görünür,” dedi. Sandığın ikinci kalbi de ışıldadı.
Akşama doğru kasabanın çocukları meydanda toplandı. Herkes mor sandığı merak ediyordu. Bazıları onun içinde altın, bazıları ise dilek taşı bulunduğunu düşünüyordu. Lalin ile Doruk sandığın başına döndüğünde, kapağın üzerindeki yazı değişmişti: Sevgi yalnızca iki kişi arasında saklanırsa küçülür; iyilikle paylaşıldığında büyür.
O sırada kasabaya uzun süredir yağmur yağmadığını fark ettiler. Meydandaki çiçekler başlarını eğmiş, kuşların su kabı boş kalmıştı. Lalin hemen mor kurdelelerinden küçük bir su kovası askısı ördü. Doruk da eski tahtalardan bir yağmur oluğu yaptı. Kasabadaki herkes onlara katıldı. Kimi kuyudan su taşıdı, kimi hayvanlar için kaplar doldurdu, kimi de kuruyan çiçeklerin toprağını yumuşattı.
Güneş batarken gökyüzünde pembe bulutlar belirdi. İlk damla dut ağacının yaprağına, ikinci damla mor sandığın kapağına düştü. Ardından yumuşacık bir yağmur başladı. Sandık, sanki uzun zamandır beklediği anı bulmuş gibi açıldı.
İçinde altın ya da değerli taş yoktu. Yalnızca iki boş kalp biçimi ve küçük bir not vardı. Notta şöyle yazıyordu: Birbirini seven kalpler, birbirini değiştirmeye çalışmaz. Yan yana büyümek için birbirine yer açar.
Lalin ile Doruk, kalp biçimlerini sandığın içinden çıkarıp dut ağacının dallarına astılar. O günden sonra kasabada herkes sevgisini daha açık anlatmaya başladı. Kimi teşekkür etti, kimi özür diledi, kimi de bir dostunun elini tuttu.
Lalin ile Doruk ise hâlâ mor kurdeleler örüyor, eski eşyaları onarıyor ve birlikte yeni şeyler öğreniyordu. Bir gün Doruk, Lalin’e küçük bir tahta kutu verdi. Kutunun kapağında iki kalp vardı.
“Bu kez sandığı birlikte yapalım,” dedi.
Lalin gülümseyerek başını salladı. Çünkü artık ikisi de gerçek aşkın kalbi kapatmak değil, sevgiye ve hayallere yan yana yer açmak olduğunu biliyordu.




