Dere Kıyısında Uyanan Küçük Adım

Yeşil çimenlerin, yuvarlak taşların ve mis kokulu nanelerin bulunduğu bir vadide Tıpır adında minik bir kaplumbağa yaşardı. Tıpır’ın evi, büyük bir söğüt ağacının altındaydı. Her sabah başını evinden çıkarır, önce sağa bakar, sonra sola bakar ve küçük ayaklarıyla yola koyulurdu.
Vadinin ortasından incecik bir dere geçerdi. Bu dere eskiden şırıl şırıl akar, taşlara dokununca tatlı bir ses çıkarırdı. Tıpır, her sabah dereyi dinlemeyi çok severdi. Fakat bir gün dere sessizleşti. Suyun sesi azaldı, küçük köpükler kayboldu.
Tıpır şaşırdı. Başını eğip suya baktı.
“Günaydın dere. Bugün neden böyle sessizsin?” diye sordu.
Dere, çok hafif bir sesle cevap verdi:
“Yolumun önünde yumuşak çamur ve kuru dallar birikti. Akmak istiyorum ama geçemiyorum.”
Tıpır hemen yardım etmek istedi. Önce küçük bir dalı itti. Dal biraz kıpırdadı ama kenara gitmedi. Sonra iki ön ayağını toprağa bastı ve daha güçlü itti. Dal yuvarlandı, fakat çamur yerinden oynamadı.
Tıpır’ın yanına beyaz tüylü Tavşan Pof geldi. Pof, uzun kulaklarını salladı.
“Ben de yardım edeyim,” dedi.
Tıpır ve Pof birlikte çalıştılar. Pof kuru dalları taşıdı. Tıpır da küçük taşları birer birer yuvarladı. Birlikte çok uğraştılar ama dere hâlâ tam olarak akmıyordu.
O sırada yaşlı Salyangoz Ninni, nane yapraklarının arasından yavaşça çıktı. Sırtındaki kabuğu güneşte parlıyordu.
“Acele etmeyin,” dedi Ninni. “Bazen en küçük iş bile sabır ister. Biraz çalışın, biraz dinlenin, sonra yeniden deneyin.”
Tıpır başını salladı. Pof da derin bir nefes aldı. Önce söğüt ağacının gölgesinde dinlendiler. Tıpır bir yaprağın üzerine konmuş su damlasını izledi. Damla ağır ağır ilerledi, sonra yaprağın ucundan aşağı süzüldü.
Tıpır gülümsedi.
“Su da küçük adımlarla ilerliyor,” dedi. “Biz de öyle yapabiliriz.”
Küçük adımlar, büyük yardım
Üç arkadaş yeniden işe koyuldu. Pof dalları ayırdı. Ninni, minik kabuğuyla çamurun kenarına ince bir çizgi açtı. Tıpır ise önündeki yuvarlak taşları tek tek itti. Bir taş, iki taş, üç taş… Her taş kenara gidince su biraz daha ilerledi.
Dereden önce ince bir “şır” sesi geldi. Sonra “şırıl” sesi duyuldu. Tıpır’ın gözleri parladı. Ama yolun ortasında kocaman, düz bir taş duruyordu.
“Bu taş çok büyük,” dedi Pof.
Tıpır taşa baktı. Onu tek başına kaldıramazdı. Ninni’nin aklına bir fikir geldi.
“Taşı kaldırmayalım. Yanından küçük bir yol açalım,” dedi.
Üç arkadaş taşın kenarını kazmaya başladı. Pof toprağı geriye itti. Ninni minicik kabuğuyla toprağı bastırdı. Tıpır da ön ayaklarıyla yumuşak çamuru sıyırdı. Bir süre sonra taşın yanında ince bir geçit oluştu.
Su önce usulca ilerledi. Sonra biraz daha hızlandı. Küçük geçitten geçen su, taşlara dokundu ve neşeli bir ses çıkardı.
“Şırıl şırıl! Şırıl şırıl!”
Dere yeniden uyanmıştı.
Vadideki çiçekler başlarını kaldırdı. Sazlıkların arasındaki kurbağalar sevinçle vırakladı. Söğüt ağacı dallarını salladı. Tıpır, Pof ve Ninni birbirlerine sarıldılar.
Dere, arkadaşlarına teşekkür etmek için kıyıya üç parlak çakıl taşı bıraktı. Birini Tıpır’a, birini Pof’a, birini Ninni’ye verdi.
Tıpır kendi taşını evinin önüne koydu. Her sabah ona bakıp o günü hatırladı: Küçük bir yardım, başka bir küçük yardımla birleşince büyük bir iyilik olabilirdi.
Akşam olduğunda Tıpır söğüt ağacının altında uykuya daldı. Dere, ona yumuşacık bir ninni söyledi. Tıpır rüyasında su damlalarıyla birlikte ilerledi; küçük adımlar attı, sabırla yürüdü ve her yerde güzel sesler duydu.
Ertesi sabah uyandığında dere hâlâ şırıl şırıl akıyordu. Tıpır gülümsedi ve arkadaşlarını çağırdı. Üçü, suyun kıyısında sessizce oturup yeni güne kulak verdi. Çünkü bazen en güzel macera, birlikte yapılan küçücük bir iyilikle başlardı.




