Ninni Bahçesinde Uyuyan Kirpi

Güneş, Çıngıraklı Tepe’nin arkasına doğru yavaşça inerken, Ayışığı Bahçesi’nde tatlı bir telaş başladı. Bu bahçede her akşam çiçekler usulca kapanır, yapraklar yumuşak bir battaniye gibi birbirine sokulur, deredeki su da ninni söylerdi. Bahçenin en küçük sakini olan kirpi Pofuduk, o gece bir türlü uyuyamıyordu.
Pofuduk yatağına uzanmış, dikenlerinin arasına küçük papatya yaprakları yerleştirmişti. Önce dereden gelen şıpırtıyı dinledi. Sonra baykuşun uzaklardan söylediği “hu hu” sesine kulak verdi. Fakat gözleri hâlâ açık kaldı. Annesi yanına gelip alnına minicik bir öpücük kondurdu.
“Belki de Uyku Çiçeği’nden bir yaprak bulursan daha kolay dinlenirsin,” dedi. “Ama unutma, bu çiçek yalnızca acele etmeyen ve başkalarına iyilik yapanlara görünür.”
Pofuduk, annesine sarıldı ve ay ışığının aydınlattığı patikaya çıktı. Patikanın başında, sepetini devirmiş bir uğur böceği gördü. Sepetteki minik meşe palamutları çimenlere dağılmıştı.
“Yardım eder misin?” diye sordu uğur böceği Boncuk.
Pofuduk, Uyku Çiçeği’ni hemen bulmak istiyordu. Yine de dikenlerinin arasına takılan palamutları tek tek topladı. Boncuk sepetini doldurunca yüzü neşeyle parladı. Pofuduk’un dikenlerinden birine küçücük bir gümüş ışık kondu.
“Bu, iyi bir davranışın ışığı,” dedi Boncuk. “Yolunu aydınlatır.”
Pofuduk ilerlerken karşısına geniş bir yaprak çıktı. Yaprağın altında minik bir kurbağa, ıslak gözlerle oturuyordu. Adı Zıpzıp’tı. Rüzgâr, onun mavi kurdelesini gölete uçurmuştu.
Pofuduk göletin kenarına eğildi. Kurdelenin suyun ortasındaki nilüfer yaprağına takıldığını gördü. Kısa bacaklarıyla uzanamadı. Bunun üzerine yakındaki uzun kamışı dikkatle eğdi. Kurdele kamışa dolandı ve kıyıya geldi. Zıpzıp kurdelesini boynuna bağlayınca sevinçten iki kez zıpladı.
Bu kez Pofuduk’un yolunda iki gümüş ışık parladı. Işıklar, onu bahçenin daha sessiz bir köşesine götürdü. Orada yaşlı bir salyangoz, ağır ağır taşların arasından geçmeye çalışıyordu.
“Benimle biraz yürür müsün?” diye sordu salyangoz Yavaşcan. “Gece olunca gölgeler büyüyor. Tek başıma ilerlemekten çekiniyorum.”
Pofuduk’un aklına yatağı ve annesinin sıcak sesi geldi. Ancak Yavaşcan’ın yanında kalmayı seçti. Birlikte küçük taşların çevresinden dolaştılar. Pofuduk, dikenleriyle önlerindeki kuru yaprakları kenara itti. Yavaşcan da ona sabrın en uzun yolları bile kısaltabileceğini anlattı.
Sonunda üçü, bahçenin ortasındaki yuvarlak açıklığa ulaştı. Ay ışığı yere gümüş bir halka çizmişti. Halkanın tam ortasında, daha önce hiç görülmemiş kadar narin bir çiçek duruyordu. Yaprakları pamuk gibi beyaz, göbeği ise gece lambası gibi sıcacıktı.
“Uyku Çiçeği!” diye fısıldadı Pofuduk.
Çiçek, Pofuduk’a doğru bir yaprak uzattı. Fakat Pofuduk yaprağı koparmaya kıyamadı. Çünkü çiçeğin yanında yalnızca bir tomurcuk vardı; yapraklarından biri eksilirse sabaha kadar açamayabilirdi. Pofuduk, Boncuk ve Yavaşcan’ı düşündü. Sonra çiçeğin yanına oturup annesinden öğrendiği ninniyi söylemeye başladı.
“Uyu küçük yıldız, dinlensin kanadın; ay örtsün üstünü, sevgi olsun adın…”
Sesi önce incecik çıktı. Ardından Boncuk kanatlarını hafifçe titretti, Zıpzıp uzaktan yumuşak bir ritim tuttu, Yavaşcan da kabuğuyla taşa usulca dokundu. Bahçe, Pofuduk’un ninnisiyle doldu. Çiçek bütün yapraklarını açtı ve ortasından üç küçük ışık yükseldi.
Bir ışık Pofuduk’un kalbine, biri annesinin evine, diğeri de bahçedeki her canlıya kondu. Pofuduk o anda anladı: Bazen uyku, aranıp bulunacak bir yaprak değil; iyilikle, sabırla ve sevgiyle hazırlanan huzurlu bir şarkıydı.
Arkadaşlarına teşekkür edip evine döndü. Annesi onu kapıda bekliyordu. Pofuduk yatağına uzandığında dikenleri ay ışığı gibi parlıyordu. Annesi aynı ninniyi onun için söyledi. Bu kez Pofuduk’un gözleri hemen kapandı.
O geceden sonra Ayışığı Bahçesi’ne gelen herkes, bebek masalları ve hikayeleri oku diye fısıldasa da Pofuduk’un en sevdiği masal, paylaşınca güzelleşen o sessiz geceydi. Uyku Çiçeği ise her akşam biraz daha büyüyerek bütün bahçeye huzur kokusu yaydı.




