Suna’nın Renkli Tohum Takvimi

Güneşin her sabah aynı pencereye altın bir çizgi bıraktığı Ilıcaköy’de Suna adında meraklı bir çocuk yaşardı. Suna, evinin arkasındaki küçük bahçede taşları dizer, yaprakları sınıflandırır, hangi çiçeğin hangi kokuyu sevdiğini anlamaya çalışırdı. En çok da tohumları severdi. Çünkü ona göre her tohum, toprağın içine saklanmış minicik bir sürprizdi.
Bir gün Suna, köyün yaşlı bahçıvanı Nergis Nine’nin kulübesine uğradı. Nergis Nine, raflardaki kavanozları düzenliyordu. Kavanozların içinde sarı, mor, turuncu ve mavi tohumlar vardı.
“Bunlar sıradan tohumlar değil,” dedi Nergis Nine. “Renkli Tohum Takvimi’nden kaldılar. Her tohum, doğru zamanda ve doğru davranışla buluştuğunda filizlenir.”
Suna’nın gözleri parladı. Nergis Nine ona küçük bir kese uzattı. Kesenin üzerinde dört boş kutu bulunuyordu.
“Bu kutulara mevsimlerin renklerini doldur,” dedi Nergis Nine. “Fakat renkleri boya ile değil, güzel davranışlarla toplarsın.”
Suna, keseyi özenle boynuna astı ve yola çıktı. İlk kutuyu doldurmak için sarı bir iyilik arıyordu. Meydanda, elindeki elmalarla yürüyen bakkal Rıza Amca’nın sepeti devriliverdi. Elmalar taşların üzerine yuvarlandı. Suna hemen eğilip elmaları topladı. O sırada yanından geçen çocuklar da ona yardım etti. Rıza Amca gülümseyerek bir elmayı Suna’ya verdi. Kesenin ilk kutusunda güneş gibi sarı bir ışık belirdi.
İkinci gün gökyüzü bulutlandı. Suna, mor kutuya nasıl bir davranış koyacağını düşünürken dere kenarında küçük bir salyangoz gördü. Salyangoz, büyük bir yaprağın altında sıkışmıştı. Suna onu çekip çıkarmak istedi ama acele edince yaprak daha da kıvrıldı. Bir an durdu, salyangozun yavaşlığını izledi ve onun hareketine uygun davranmaya karar verdi. Yaprağı usulca kaldırdı. Salyangoz özgür kalınca boynuzlarını salladı. Mor kutu, lavanta kokulu bir ışıkla doldu.
Üçüncü kutu için turuncu bir iyilik gerekiyordu. Suna, köyün çocuklarının uçurtma iplerini karıştırdığını gördü. Herkes kendi ipini çekiştiriyor, düğümler daha da sıkılaşıyordu. Suna, “Önce hepimiz ipleri bırakalım,” dedi. Çocuklar onu dinledi. Sonra ipleri tek tek ayırdılar. Uçurtmalar yeniden gökyüzüne yükseldi. Turuncu kutu, küçük bir güneş gibi parladı.
Geriye yalnızca mavi kutu kalmıştı. Suna, bütün gün çevresine bakındı ama aradığı davranışı bulamadı. Akşamüstü eve dönerken kendi bahçesindeki tohum kesesini yere düşürdü. Tohumların bazıları toprağın arasına kaçtı. Suna çok üzüldü. Tam onları tek başına aramaya başlayacaktı ki gün boyunca yardım ettiği çocuklar, Rıza Amca ve Nergis Nine yanına geldiler.
Herkes sessizce diz çöktü. Birlikte taşların arasına, çimenlerin altına ve çiçek saksılarının kenarına baktılar. Suna, tohumları buldukça arkadaşlarına teşekkür etti. Arkadaşları da onunla birlikte ararken sabırlı olmayı öğrendiklerini söylediler. Son tohum bulunduğunda mavi kutu, gece göğü gibi ışıldadı.
Suna ertesi sabah keseyi Nergis Nine’ye götürdü. Dört kutunun ışığı birleşince içinden yuvarlak, gümüş renkli bir tohum çıktı.
“Şimdi bunu köyün ortasına ek,” dedi Nergis Nine. “Ama bahçeyi yalnızca sen sulama. Herkes bir damla su, bir güzel söz ve biraz sabır getirsin.”
Köylüler meydandaki boş toprağı birlikte kazdılar. Çocuklar su taşıdı, büyükler toprağı gevşetti, Suna da gümüş tohumu dikkatle yerleştirdi. O gece kimse hemen bir filiz çıkmasını beklemedi. Çünkü herkes, bazı güzel şeylerin büyümek için zamana ihtiyaç duyduğunu anlamıştı.
Üç gün sonra meydanın ortasında incecik bir sap göründü. Bir hafta içinde sapın üzerinde dört renkli yaprak açtı. Bahçe büyüdükçe köyün meydanı kuşlara, kelebeklere ve neşeli sohbetlere ev sahipliği yaptı. Suna da her mevsimde takvimine yeni bir renk ekledi.
O günden sonra Ilıcaköy’de çocuklar bir iyilik yaptıklarında hemen ödül beklemediler. Çünkü Suna onlara, en güzel bahçelerin tek bir kişinin değil, el ele veren herkesin sabrıyla büyüdüğünü öğretmişti.




