Eğitici ve Zeka Geliştirici Masallar Oku

Taşların Fısıldadığı Sıra

Çamlıbel’in kenarında, kimsenin ne zaman yapıldığını bilmediği yuvarlak bir taş meydan vardı. Meydanın ortasında farklı renklerde on iki taş durur, taşların üzerindeki küçük işaretler güneş yükseldikçe değişirmiş gibi görünürdü. Köy çocukları oraya oyun oynamaya giderdi ama taşların sırasını çözmeye çalışan pek çıkmazdı.

On yaşındaki Mina, bir sabah meydanda parlayan bakır renkli bir taş buldu. Taşın üzerinde üçgen, dalga ve nokta işaretleri vardı. Yanındaki taşlarda da aynı işaretlerden bazıları bulunuyordu. Mina hemen taşları yerlerinden oynatmak istedi. Sonra dedesinin sözünü hatırladı: “Bir şeyi anlamadan değiştirmek, kitabın sayfalarını karıştırıp sonunu bulmaya çalışmaya benzer.”

Önce gözlem yapmaya karar verdi. Küçük defterine taşların renklerini, işaretlerini ve birbirlerine olan uzaklıklarını çizdi. Kırmızı taşların hepsinde üçgen bulunduğunu, mavi taşların dalga işareti taşıdığını fark etti. Sarı taşlarda ise nokta vardı. Fakat ortada, üzerinde üç işaretin de bulunduğu bir taş duruyordu. Mina bu taşı merkeze koymanın önemli olabileceğini düşündü.

O sırada arkadaşları Poyraz ve Nisan geldi. Mina onlara bulduğu ipuçlarını anlattı. Poyraz, “Belki taşlar gökkuşağındaki renklere göre sıralanıyordur,” dedi. Nisan ise “İşaretlerin köşe sayılarına bakmalıyız. Üçgenin üç köşesi var, dalganın iki kıvrımı, noktanınsa köşesi yok,” diye ekledi.

Üç arkadaş farklı fikirleri hemen doğru kabul etmek yerine her birini denemeye karar verdi. Önce renk sırasını denediler. Taşlar güzel görünse de meydanın kenarındaki küçük oluklar birbirine bağlanmadı. Sonra işaretleri köşe ve kıvrım sayılarına göre dizdiler. Bu kez yalnızca iki oluk birleşti. Mina, “Demek ki tek bir özelliğe bakmak yetmiyor. Renk, işaret ve konum birlikte düşünülmeli,” dedi.

Çocuklar taşların altındaki izleri incelemek için yere çömeldi. Her taşın altında farklı uzunlukta çizgiler vardı. Kısa çizgili taşlar merkeze, uzun çizgililer dışarıya daha yakın duruyordu. Ayrıca taşların üzerindeki işaretler, merkezden dışarı doğru üçgen, dalga ve nokta şeklinde dönüşümlü ilerliyordu. Ancak bir taş bu düzene uymuyordu. Bakır renkli taş, sanki yanlış yerdeydi.

Mina taşı kaldırmadan önce çevresindeki taşları saydı. Her yönde dörder taş bulunuyordu. “Bu meydan dengeli kurulmuş,” dedi. “Yanlış olan bir taş varsa, başka bir taşın yeri de değişmiş olabilir.” Poyraz, taşların renklerini grupladı; Nisan ise işaretleri defterdeki çizimle karşılaştırdı. Böylece bakır taşın aslında merkezin hemen dışındaki boşluğa, oradaki beyaz taşın da bakır taşın yerine ait olduğunu anladılar.

Taşları dikkatle değiştirdiklerinde meydanda hafif bir tıkırtı duyuldu. Oluklar tek bir çizgi gibi birleşti ve merkezdeki üç işaretli taşın altından ince bir su akışı başladı. Su, meydanın çevresindeki kurumuş kanala ilerledi. Kanal boyunca susuz kalmış çiçekler canlandı. Köylüler sevinçle meydana geldi. Meğer taşlar, yağmur suyunu bahçelere yönlendiren eski bir düzenekmiş.

Köyün yaşlı ustası, bu düzeneğin yıllar önce çocuklara gözlem, ölçme ve sabır öğretmek için yapıldığını anlattı. Mina ile arkadaşları taşların sırasını çözerken yalnızca bir sırrı açmamış, eski su yolunu da yeniden çalıştırmışlardı. O günden sonra meydanın yanına bir tahta koydular. Her çocuk bulduğu ipucunu yazıyor, sonra arkadaşlarıyla farklı çözümleri karşılaştırıyordu.

Mina, eve dönerken defterine şu cümleyi yazdı: “Merak ilk adımdır; dikkat, soru sormak ve birlikte düşünmek ise yolu tamamlar.” Çamlıbel’de artık kimse bir bilmeceyi aceleyle çözmeye çalışmıyordu. Çünkü bazen en doğru cevap, tek bir parlak fikirden değil, sabırla bir araya getirilen küçük ipuçlarından doğardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu